|
|
30-5-2003 |
KONU: “Ben İstanbulluyum” diyene “Ben de Bandırmalıyım” diyebilmek... |
Görüntülenme
341 |
Önceki gün İstanbul’da idim. Daha Yenikapı’ya adımınızı atar atmaz İstanbul Büyükşehir Belediye’sinin pankartları ve afişleri ile karşı karşıya kalıyorsunuz.
İstanbul’un hengi ilçesine hangi semtine giderseniz gidin,bu güler yüzlü ve anlamlı pankartlar,afişler size karşılıyor...
“Ben İstanbulluyum..!”
Aynı şekilde,son bir aydır hangi TV kanalını izlerseniz izleyin,İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna ile yüzyüze gelmeniz; Gürtuna’nın duru Türkçesi ile yaptığı konuşmaların akışına kapılmanız kaçınılmaz...
“Dünya tarihinin en önemli medeniyetlerine beşiklik etmiş olan İstanbul, sosyal ve kültürel birikimi ile eşsiz bir hazine niteliğinde.Büyük bir sabır ve emekle 550 yıl önce sahip olduğumuz bu kutsal emanetin bekçileriyiz bizler. Fakat bu hazineyi muhafaza etmek bile yeterli değil. Yaşadığımız çağın değerlerini de katabilmeliyiz İstanbul’a. Her şeyden önce bu misyonu taşıyacak bir İstanbullu bilinci oluşturmak gerekiyor..”
Bu sözler,Gürtuna’ya ait ve şöyle devam ediyor:
“ İstanbulumuz’da bu tarihi içselleştirmeksizin yıllardır, hatta on yıllardır bu kentte yaşadığı halde kendisini geldiği memleketiyle tanımlayıp İstanbul’da yaşayan diğer insanlara İstanbullu diyen hemşehrilerimiz mevcuttur. Araştırma Planlama Daire Başkanlığımız tarafından yapılan İstanbullu Olma Bilinci Araştırması’nda ortaya çıkan verilere bakıldığında kentte ciddi oranda bir AİDİYET ve SAHİPLENME SORUNU olduğu görülmektedir...”
Bu sözler,vurgular bizlere hiç de yabancı değil...Çünkü,benzer ve hatta aynı sorunları yıllardır Bandırma da yaşıyor!
Gürtuna,devam ediyor:
“ Gerçekten bir kentte yaşayan insanlar, yaşadıkları kentin değerlerini özümseyerek kentin yönetimini yakından izleyen, denetleyen ve katkıda bulunan aktif özneler ve aktörler oldukça kentteki hizmetin kalitesi de yükselecektir. (...) Dünyanın seçkin kentleri,o kentte yaşayanlar tarafından sahiplenilmiştir. Parisliler kendilerini Parisli, New Yorklular New Yorklu, Londralılar Londralı olarak tanımlamaktadırlar. Aklımız ve gönlümüzdeki İstanbul’a ulaşmanın İstanbullular olmadan mümkün olamayacağını biliyoruz.Bu sebeple İstanbul’da yaşayanların İstanbullulaşması ve kendilerine ‘ben İstanbulluyum’ demelerini amaçlıyoruz. Bir kentin sorunlarını en iyi o kentte yaşayan bireyler ve topluluklar bilebilir ve çözebilirler. Kentim İstanbul Kampanyası bu gayenin gerçekleştirilmesi yolunda atılacak en önemli adım olacaktır. Kampanyamız kentin tarihi ve kültürel değerlerinin farkına varmak; kentin fiziksel, kültürel ve sosyal dönüşümünü gerçekleştirmek, kente aidiyet hissederek kenti sahiplenip korumak esaslarına dayanmaktadır. İstanbul’da yaşayan her bireyi, İstanbul dostluk halkasının bir parçası olarak geleceğe uzanmaya davet ediyorum..”
Bu olgu ve konunun, Bandırma kamuoyunun gündemine taşınmasında, sorgulanması çabasında yıllardır etkin ve öncü rol oynayan İlkHABER oldu... Bunu kimse abartılı olarak kabul etmesin!.. Gereksiz mütevazilik ve tevazu aptallara mahsus olduğuna göre herkes emeğine ve misyonuna sahip çıkacak!
Bandırma,tarih,kültür ve doğal dokusuna sahip çıkamayan ve tüm bu alanlardaki zenginliğini günümüze taşıyamamış;gelecek ile ilgili kaygılardan uzak durarak güncel ve günü birlik kaygılar ve kavgalar içersinde boğulmuş bir kent.
Dün de Bandırmalılık bilinci yoktu ve bugünde kent yaşamını olumlu etkilemekten bu bilinç çok ama çok uzak...Öncelikle Bandırma’nın tarih bilinci yok...Bu konuda kültürel çalışmalar,akademik ve sanatsal düzeyde cılız ve sahipsiz...
Adeta,kentin köklü aileleri ve onlarca yıldır bu kentte yaşayarak bu kentle içselleşmiş olanlar Bandırma’ya ait hemen hiçbir şeye sahip çıkmadıkları gibi koruyup, bugünlere taşıma yönünde ciddi hiçbir çaba da sergilememişler..
O nedenle,bugün içinde yaşadığımız kentin ucube yapısından hareketle doğrudan yerel yönetimleri ya da yöneticileri tek başına sorumlu ilan edebilmek gerçekçi bir yaklaşım olmaz...
Bandırma gerçeğinde, bireysel ve toplumsal bazda, kente SAHİPLENME SORUMLULUĞU ile AİDİYET yok denecek düzeyde. Geçmiş Bandırma’dan zenginlik anlamında günümüze kalan fukaralık ve yıkım faturalarının ağırlığı olayın ciddiyetini zaten gözler önüne seriyor..Zenginliklerinden hoyratça ve aptalca arındırılmış ucube bir kentle 21.yüzyıla uzanmak korkunç ve dehşet verici...
Söylenebilecek tek şey var: Gelecek kuşaklara böylesi kupkuru bir kent sunanlara koca bir “YUH” olsun..!
Bandırma açısından bu süreçte talihsiz olan gelişme,kent bilinci ve kültürü gelişmeden yaşanan yoğun göç dalgası oldu... Bandırma, göç dalgasına hazırlıksız yakalandı. Ülkenin dört bir yanından kente yaşanan göç ile birlikte Bandırma’da kültürel bir çatışma yaşanmadı.Yaşanmadı!..Çünkü, kent kültürü ve bilinci oluşmadığı için,dışarıdan her türlü kültürel müdahaleye açık Bandırma, kültürel ve bilinçsel bazda kendisine dayatılana direnç bile gösteremedi. Kendisine dayatılan her türlü kültürü sindirdi.Ortaya kültürel bazda da ucube bir kent çıktı. Bu, kentin kuruma sürecini hızlandırdı. Kentin yerli nüfusu, hem kendisine hem de geçmişine yabancılaştı. Yabancılaşma, Bandırma’nın ortak kimliği oldu..
Peki, sürece müdahale etmek için çok mu geç kaldık?
HAYIR..!
Kuşkusuz,kaybettiğimiz kimi değerleri ve güzellikleri,zenginlikleri yeniden yaratabilmek mümkün değil..AMA,Bandırma,tarihsel ve kültürel kimliğinin parçalarına , kırıntılarına sahip çıkıp,bir bütün yaratabilir.
Bunun ön koşulu, kentsel bazda öncelikle tarih ve kültür bilincinin yaratılmasıdır.Bunun için,tarih ve kültürel bilincin gelişimine hizmet eden her AYDINLIKÇI çaba sahiplenilmeli ve desteklenmelidir.
İkincisi, yaşayan tarih ve kültür eserlerine sahip çıkılarak,koruma altına alınması gerekmektedir.Özellikle,kent merkezinde hala geçmişden bugüne taşınabilmiş tarihi yapıların envanterleri çıkartılarak,bu yapılar(camii,iş yeri,ev yada harabe durumundaki yapılar) yeni bir anlayışla koruma altına alınmalıdır.
Üçüncüsü, Bandırma Arkeoloji Müzesi’ne titizlikle ve ciddiyetle sahip çıkılmalıdır.
Dördüncüsü, yeni bir anlayışla Bandırma,geçmişden günümüze,aydınlarına,sanatçılarına,yazarlarına sahip çıkmalıdır.Kentimiz ve ülkemiz için hepsi birer pırlanta değerinde olan insanlarımızın mesleki başarıları ve ürettikleri eserler sahiplenilmeli;koruma altına alınmalı ve kent insanının hizmetine sunulmalıdır.
Beşincisi, kentin kültürel alt yapısının gelişimi için olanaklar yaratılmalı; kent gençliğinin estetik ve sanatsal gelişimi ve üretkenliği için her türlü olanak seferber edilmelidir.
Altıncısı, Bandırma imar planı ve çevre planı,21.yüzyıl Bandırması’nın gereklilikleri tesbit edilerek,demokratik ve çağdaş bir kent yaratma doğrultusunda yeniden ele alınmalıdır.
Yedincisi, kent bireyinin ve toplumunun ihtiyaçları gözönüne alınarak,yaşama alanlarının yeniden belirlenmesi ve bu alanların genişletilmesine dönük dört unsur temel kabul edilerek,yerel açılımlar belirlenmelidir.Bu dört temel unsur, GÜVENLİK ve SAĞLAMLIK (deprem gerçeğine bağlı olarak), DENİZ, HAVA ve YEŞİL’dir...
Sekizincisi, Bandırma, kentsel gelişimini,sadece Bandırma’yı merkeze koyarak çözemez.Bölgesel ve bütüncül bir anlayış ve yöntem gereklidir.Bandırma,kent merkezli politikalarında ve kararlarında, öncelikle Erdek, Edincik ve Karşıyaka’yı mutlaka dikkate almak zorundadır.
Dokuzuncusu, Bandırma gerçeği, kentsel kimlik sorununda bugüne kadar olduğu gibi sadece ticaret ve sanayi kenti kimliği ile 21.yüzyıla uzanamayacağını anlamak zorundadır. Bu kimlik, Bandırma’ya dar gelmektedir. Bu çerçevede, Bandırma, bölgesel zenginlik potansiyallerini dikkate alarak, kalkınmada bölgesel dinamizmin ana motoru olduğunun bilinci ile hareket etmek zorundadır. Bu yönüyle, Bandırma, Manyas ve Gönen’deki termal turizmin, Erdek,Ocaklar, Avşa, Marmara ve Paşalimanı ile yaz turizminin, Kyzikos ve Daiskleion ile tarih ve kültür turizminin ana merkezidir. Söz konusu yerleşim yerleri, Bandırma’nın kentsel gelişme dinamiklerine bağlı olarak Bandırma’nın banliyösü olduklarını fiilen kabul etmiş durumdadır.Bu gerçeği görmeyen Bandırma’nın sağlıklı gelişimi mümkün değildir.
Onuncusu, tüm bu gerçeklerden hareketle, Bandırma’da yerel yönetim, bölgesindeki tüm yerleşim yerlerinin yerel yönetimlerini kucaklayarak, GÜNEY MARMARA BELEDİYELER BİRLİĞİ’ni kurmalıdır...Çünkü, Erdek’e yapılacak bir kamu yatırımı veya hizmeti doğrudan bölgeyi olumlu yönde etkilemektedir...Örneğin,Kapıdağı’nın “Milli Park” ilan edilmesi ya da dağ turizmine açılması doğrudan Kapıdağ’daki tüm yerleşim yerlerini ve Bandırma’yı etkileyecektir. Bu diğer yerleşim yerleri içinde geçerlidir.Bu nedenle, ilçe ve beldeler bazındaki yatırımların koordinasyonu ve takibi, bölgesel bazda bu BİRLİK eliyle takip edilmelidir.Ayrıca, çöp, mezbaha gibi lokal hizmetler artık,bölgesel bir yatırımı ve hizmeti zorunlu kılmakta. BİRLİK, bunun için de gereklidir.
Onbirincisi, Bandırma’nın 21.yüzyıla yöneliminde, kentsel ve bölgesel gerçeklikleri doğrultusunda belirleyici ve sonuç alıcı olabilmesi sivil toplum insiyatifinin doğrudan kent yönetimine ve yaşamına aktif olarak katılması ile doğrudan ilgili.Yani,ÖZNENİN, KENT İNSANI olarak kabul edilmesi ve demokratik olarak öznenin gelişiminin kısıtlanmaksızın ,organize ve özgür kılınması ile ilgili.Bu da siyasi iradenin demokratik ve kararlı olmasına bağlı.Çünkü,bu koşulları siyasi irade yaratacaktır.
Gürtuna, İstanbul gibi mega bir kentte bu siyasi iradeyi yansıtıyor. Bandırma’da bu siyasi iradeyi, bulup, sahiplenip ya da yaratıp bir şekilde iktidara taşımalıdır.
|
|
|
| |
Köşe Yazıları |
|
|
 |
Kitap Kurdu Necati Diyorki |
ARICAN "REALİTE, özgür kalemlerin adresi olacak" demiş. Sen özgürlüğü görürsün!?
|
|
|
|