06 Eylül 2010
   
    Köşeler Sayfası

16-5-2003 KONU: BOREN doğmadan öldürülüyor... Görüntülenme
378
Bor madeni ile Bandırma’nın ve Türkiye’nin tanışması çok da eskilere uzanmıyor.
Eğer, 57.hükümet, DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti, IMF’e sundukları “ iyi niyet mektubu” kapsamına bor’un özelleştirilmesini sokmasalar idi, ne Bandırma ne de Türkiye,elinde bulunan yeraltı zenginliğinin ülkenin bugünü ve geleceği açısından ne anlam ifade ettiğini bilemeyecekti.
Çünkü, görmek ve bilmek farklı şeyler...
Görmek ve bilmek..!
Yoksa, Bandırma ve bölge insanı belki en az yüzyıldır bor madenini görüp,tanıyor... Susurluk ve diğer bölgelerden çıkartılan bor madeni Bandırma Limanı’na getirilip, yıllarca buradan yurt dışına taşınmış!.. Öyle ki, bor, kent ile özdeşleşip, kente ismini vermiş: PANDERMİTE...!
İngilizler’in işlettiği ocaklarda ve nakliyesinde binlerce bölge insanı çalışmış...Ancak,İngiliz ve Fransızlar’ın “kireç taşı”, “mermer tozu” diyerek isimlendirdiği bu madenin gerçekten ne olduğunu bilmemiş,anlamamış!..
70’li yılların 2.yarısında Etibank bünyesinde kurulan tesislerin de gerçekte işlevi ve öneminin kamuoyunda yeteri kadar bilindiği söylenemez...İstisnalar hariç,tesis yöneticileri ve çalışanlarının,yetkili sendikanın bile bor ve önemi konusunda gerekli bilgi donanımına sahip oldukları ve bu bilgileri kamuoyu ile paylaştıkları söylenemez..
Bandırma, Genel Müdürlük tartışmaları ile birlikte tesislere ilgi göstermeye başladı.Bunu da daha çok, bölgesel ekonomik kaygılar yönlendirdi.Ancak, ne zaman ki, hükümetin IMF’e sunduğu mektup kamuoyunun gündemine taşındı, burnumuzun dibindeki bor madeninin ve Eti Bor’un üzerindeki sis perdesi hızla dağılmaya ve kısa zamanda büyük bir bilgilenme sürecine girildiği gözlendi.
Görmek ile bilmenin arasındaki farkı bir kez daha somut olarak anlamış olduk...Bu nedenle,IMF’e minnet borçluyuz.!
Çünkü,el oğlu onlarca yıldır gördüğümüz ama önemini anlamadığımız ve değerlendiremediğimiz doğal zenginliğimizin ayırdına varmamamıza yardımcı oldu...!
Şimdi, kime sorsanız, bor madeni ile ilgili bir şeyler söyleyebilecek durumda.İşte güzel ve anlamlı olan bu!

Halkın bilgilenmesi sıkıntı yarattı...
“Niyet Mektubu” ile IMF’e el altından pazarlanmaya çalışılan bor madeni konusunda kamuoyu bilgi sahibi olup,özelleştirilmesine karşı sesini ve tepkisini yükselttiğinde,Ecevit’in verdiği tepkiyi düşünün...
Ecevit,bor konusunda, kamuoyunda oluşan tepki gözönüne alınarak, bu yöndeki politikalarının kamuoyundaki tepkilerin yumuşamasının beklenmesine bağlı olarak geri çekildiğini açıklamak zorunda kalmıştı!
Bu şu demek:
Türk Halkı’nın yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin varlığının bilincine varması;madenlerinin önemini ve işlevini kavraması ulusal bağımsızlığımız ve kalkınmamız için ne kadar önemli ise,yüzlerce yıldır madenlerimiz üzerindeki esaretten çıkar sağlayan uluslararası emperyalist güç ve çıkar odakları için ise, bu gelişme ve gerçek,DÜZENLERİNİN bozulması anlamını taşıyor.
Öyle de oldu!
Bor’un özelleştirilmesinin gündemden çekilmesi ile sorun bitmedi...Millet de konunun peşini bırakmadı... Paneller, konferanslar,açık oturumlar,kitaplar,broşürler ile konu gittikçe olgunlaşıp,bor ile ilgili bilgi haznemiz hızla gelişirken, kamuoyunda yanıtı aranan ortak bir soru karşımıza dikildi:

- Dünya rezervinin %70’ine yakını ülkemizde bulunan bor madeni, madem ki, 250’ye yakın alanda kullanılıyor ve stratejik maden olarak kabul ediliyor, biz ülke ve toplum olarak, bu madeni neden ve niçin gerektiği şekilde değerlendirip, pazarlamasını yapıp, katma değerinin yurt içinde kalmasını sağlayamıyoruz?

İşte bu sorunun yanıtını arama yönündeki her yurtsever çaba, yıllardır bu ülkede oynanan oyunun kamuoyu önünde tel tel dökülmesini beraberinde getiriyor...
Bir yanda işbirlikçi siyasal iktidarlar, partiler ve siyasetçiler, öte yanda işbirlikçi bürokratlar...Türkiye ve bölge üzerine türlü oyun ve hesap güden emperyalist ülkeler...Solvay,Degusa,US Borax ve ağababaları RİO TİNTO gibi çok uluslu tekeller, karteller...İşbirlikçi siyasetçi ve bürokratlarla bu çok uluslu çıkar ve güç odaklarının kapalı kapılar ardında yaptıkları ve yıllardır Türk Halkı’ndan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden gizlenmiş “GİZLİ” ve “İKİLİ” antlaşmalar...Bir kamu iktisadi kuruluşu olan Eti Holding A.Ş. ve Eti Bor A.Ş. nezdinde kurulmuş uluslararası mafya düzenleri...

Halk,bor madeninin izini sürerken,bu gerçekler ve bilgilerle de tanıştı...Ama,sorusuna yanıt aramaya da devam etti.

Görmek ve bilmek..!

3 Kasım seçimlerinin galibi AKP, Abdullah Gül başkanlığındaki kurulan 58.hükümet ile , “Acil Eylem Programı” kapsamında, bir anlamda bu sorunun yanıtını verdi ve Bor Araştırma Enstitüsü’nün kuruluşunu gündeme getirdi.Kısa adı BOREN olan, Enstitü’nün nerede kurulacağı tartışma konusu oldu.
BOREN’e üç yerleşim yeri talip oldu: Eskişehir,Kütahya ve Bandırma...Bandırma,hiç anlamı olmamasına rağmen Balıkesir merkezinde tartışmaya eklemlenmesi ile bölge bazında bütünsel bir görüntü sergileyemedi.Sonuçta,hükümet kanadı, BOREN’in Ankara’da kurulması yönünde karar aldı.
Bu karar Bandırma’da yanlış yorumlandı.Kütahya-Eskişehir-Bandırma arasında bir yer belirleyerek, AKP’nin kentleri karşısına almak yerine Ankara tercih edilerek, “orta yol” un tercih edildiği öne sürüldü...
Oysa ki,BOREN’in yapısı ve işlevi dikkate alındığında, AKP’nin tercihini Ankara’nın dışında yapması zaten olanaksız... Bu konuya ilerde geleceğiz..
Peki,BOREN ile AKP’nin amaçladığı ne idi?
“Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulmasına İlişkin Yasa Tasarısı”nın amacı ve gerekçesi şöyle ifade ediliyor:

“Türk madenciliğinde önemli bir yer tutan bor madeni varlığımızın katma değerinin yurt içinde kalmasına yönelik olarak bor sanayinin kurulmasını ve özel sektörün de bu sanayide yerini almasını sağlamak üzere değişik alanlarda kullanıcıların araştırmaları için gerekli bilimsel ortamı sağlamak, bor ve ürünlerini kullanan ve bu alanda araştırmalar yapmak,yaptırtmak,katkı sağlamak ve koordine etmek amacıyla,kamu tüzel kişiliğine haiz,idari ve mali özerkliğe sahip ve kanun ile kendisine verilen görevleri yerine getirmek üzere Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü kurulmaktadır..”

Güzel ve sorduğumuz soruya yanıt yönünde anlamlı bir adım,değil mi?
Evet..!
Ancak;bizde yasalar ile yasalar çerçevesinde kurulmuş idari yapılar arasında hep farklılık yaşanıyor...
Şimdi,buyrun,BOREN’in idari yapısına bir bakın..!

BOREN iktidarın vesayeti altında...

BOREN,bir yönetim kurulu ve başkanlıktan oluşuyor.
Yönetim Kurulu’nun 7 üyesini Başbakan atıyor.
Üyeleri ise,
- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın göstereceği 3,
- Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın göstereceği 1,
- TÜBİTAK’ın bağlı olduğu Bakanlığın göstereceği 1,
- TOBB’nin göstereceği 1,
- Üniversite öğretim üyelerinden(kimin göstereceği tasarıda yok) 1,..

Sonuç olarak,üzerinde tartışmalar yaşanan ve kendisi ile ilgili büyük umutlar beslenen,geleceğe dönük büyük amaçlar telafuz edilen BOREN’de,
- 13 uzman,2 lobarant,2 tekniker,1 savunma uzmanı,2 sekreter,2 büro görevlisi ve 2 şöför çalışacak...!
Bütçesi ise 1,5 milyon dolar olarak öngörülüyor...

Öngörülerimiz doğrulanıyor
BOREN,öncelikle ne yapacak?
Bakan Hilmi Güler’in değişik zamanlardaki açıklamalarına göre;
- Türkiye,enerji alanında, petrol türevlerinden doğalgaza ve hidroelektrik enerjisinden kömüre bağımlılıktan kurtulacak...Bor’a dayalı enerji üretimine geçilecek.
- Hidrojen üretimi ile birlikte borun araçlarda kullanımı yönünde çalışma yapılacak...
Oysa ki, daha önce de aynı konuda yazdığım bir makalede,Bakan Güler’in bu tür açıklamalarının gerçekle ilişkisinin bulunmadığını, bilimsel bir yön ve içerik taşımadığını,sadece topluma elma şekeri sunmak olduğuna dikkat çekmiştim.
Çünkü, Türkiye, Bakan Güler’in “çalışacağız” dediği her iki alanda da uluslararası planda, hiçbir bilimsel çalışmanın içersinde değil...Türkiye’nin bu yönde bir müracaatı bile yok..!
Yok,eğer,biz bunu kuracağımız BOREN’de gerçekleştireceğiz, diyorsanız, bu kulağa hoş gelebilir ama bilim ile popülizm arasında uzlaşmaz uçurumlar vardır.Hele hele, bilimsel niteliği ve özgürlüğü tartışmalı, atama ile oluşturulacak BOREN’in 1.5 milyon dolarlık bütçe ile bunu başaracağını iddia etmek, bilimin kendisine hakaret etmek demektir.
ABD Başkanı Bush’un hidrojen yakıtlı araba üretimine dönük araştırmalar için talep ettiği bütçenin 3 milyar dolar olduğu gözönüne alındığında Türkiye’de bu yöndeki üst düzey açıklamaların gayri ciddiliği daha iyi anlaşılır.

Açıklamalar gerçek dışı!
Bakan Güler,BOREN ile ilgili çarpıcı açıklamalar da yapıyor. Şöyle diyor:
- “Tipik bir kamu kuruluşu olsun istemedik. Kararlara, politikalar oluşturulmasına ışık tutan bir enstitü olmasını istedik. Enstitü bir karar mekanizması olmayacak, bir yan kuruluş niteliğini taşıyacak, arabanın farı ya da radarı gibi. İdari ve mali özerkliğe sahip olacak. Bilimsel ve teknik bakışın yanı sıra esas olarak ticari düşünebilen bir kurum olarak öngörüldü...”
Bakan Güler, açıklamalarında hızını alamıyor ve hidrojen yakıtlı arabalar konusundaki araştırmanın bu yönde araştırmalar içersinde bulunan ülkelerle eş zamanlı başlatıldığına dikkat çekerek, “Hidrojen üretilerek, otomobillerde kullanılması sağlanacaktır. Bu bizim çok avantajımızadır. Biz bununla ilgili çalışmayı dünya ile eşzamanlı olarak başlatıyoruz. Ülkemiz, petrole rakip olacak hatta avantajlı olacak. Çünkü, hidrojenin çevreye de olumsuz etkisi yok.Yandığı zaman buhar oluyor..”
Bu açıklamaların yorumunu bilim insanları yapsın..!

CHP,sadece kaygı duyuyor...
BOREN’in kuruluşu yasalaşmış değil.
TBMM Sanayi,Ticaret ve Enerji Komisyonu’ndaTBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yasa tasarısı kabul edilmiş durumda...
Peki,tüm bu gelişmeler yaşanırken,ana muhalefet partisi CHP ne yapıyor?
İlginçtir..!
Komisyonlar da,CHP,sadece ve sadece kaygılarını dile getiriyor...Borun stratejik öneminden hareketle “tepemize” bir şeylerin inmesinden veya düşmesinden kaygı duyduğunu dile getiriyor...
Bakan Güler ile AKP’li Komisyon üyeleri de CHP’li üyeleri rahatlatıyor...
Sonuç olarak,AKP iktidarı döneminde Bakan Güler, Eti Holding ve Eti Bor A.Ş. nezdinde ciddi bir politika değişikliğine gidilmeyeceği yönünde bir pratik izliyor...
Büyük umutlar bağlanan ve misyonlar biçelen BOREN konusunda ise görünen o ki,dağ fare doğuracak..

 
Köşe Yazıları
 
Kitap Kurdu Necati Diyorki
ARICAN "REALİTE, özgür kalemlerin adresi olacak" demiş.
Sen özgürlüğü görürsün!?