|
|
17-12-2003 |
KONU: Uzun ince bir yoldayız.. |
Görüntülenme
158 |
Bir ülkenin insanlarının umutları ile oynamak,o ülkenin ta kendisi ile oynamak ile özdeştir..
Çünkü,umudu karartılan bir ulusun ne ne ne bugünü ne de geleceği vardır..Onun için,zamanı anlamsızlaştırmanın en güzel yolu, o zaman diliminde yaşayan insanların yaşamını ve umutlarını anlamsız kılmaktan geçer.
Sonrası daha da vahimdir?
Dünü ile köprülerini kopartmış,bugününden ve geleceğinden mudunu kesmiş insanların önüne “umut” ve “kurtuluş” diye dilediğinizi koyabilirsiniz..Hele hele ortaya koyduğunuz ya da attığınız “umut” ve “kurtuluş” iyi cilalanmış birer obje haline getirilebilmiş ise, değmeyin keyfinize..
Kamuoyunda hep sorgulanıp,tartışıldı..Çeşitli anketler,kamuoyu yoklamaları yapılarak işbirlikçi ve tekelci medya organları tarafından halkın gözüne sokuldu:
- Türkiye halkının %90’ı Avrupa Birliği’nden yana..!
- Türkiye halkının gelecekten umudu yok..!
- AB’ne serbest dolaşım hakkı elde edilirse Türk halkının %60’ı AB ülkelerine hemen geçmek istiyor..!
- Türk halkının gözünde TSK’nın itibarı düşüyor.Anketörlerin %55’i ordunun işine bakmasını istiyor.
-Türk halkının %75’i türban konusunda serbestlik istiyor..
Bu memlekette yapılmadık bir tek anket kaldı:
- Türk halkının %85’i ,Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Mustafa Kemal ve bir avuç paşanın zorlaması ile uyduruk Türk ulusu kavramı öne çıkartıldığına inanıyor. %75’i de Amerikan mandası istiyor..!
Karen Fogg’un “uyuyan köpekleri” bugün bunu yapmıyorlar ise korkularından değil, daha zamanı gelmediği için yapmıyorlar..!
Onun için AB Türkiye Raporları’nda hiç kesintisiz AB’ne girmenin ön koşulu olarak sürekli yeni yeni şartlar öne sürüyorlar..Ancak,bugün için öne çıkan temel 3 şartları var:
Birincisi, KKTC..Annan Planı hemen kabul edilerek KKTC’nin varlığına son verilmeli..
İkincisi, Kemalizm..TC’nin varlığı,kuruluşu ve kurumsallaşmasında temel idelojik eksen olan Kemalizm,”devletin ideolojisi “ olmaz yalanı ile tasfiye edilmeli..
Üçüncüsü, Türk Silahlı Kuvvetleri(TSK)..Küreselleşme ve ”yeni dünya düzeni” zırvalarıyla bir ton laf edildikten sonra TSK’nın “küçültülmesi” ve ülkenin siyasal ve sosyal yaşamındaki yerinin gözden geçirilmesi...
İşte,Türkiye’nin önündeki temel mesele,sonu gelmez AB taleplerinin bugün endekslendiği bu üç talep üzerinde odaklaşmakta..
Bir çok makalemde vurguladım ve sürekli makalelerimde de dikkat çektim.
Türkiye’de sağcı veya solcu olmanın,yaşanan Türkiye gerçeğinde bugünkü anlamı, yurtseverlikte ya da bir başka tanımlamayla ulusalcılıkta odaklaşmaktadır.
Çünkü,siyasal görüş farklılıkları,örgütsel ayrılıkların anlamını yitirebileceği tek somut nokta,ülkenin karşı karşıya kaldığı tehdit ve bu tehdidin ciddiyetidir.
Sağcı veya solcu olabilirsiniz..Ancak, sağcı da solcu da olsanız, emperyal tehdit, bugün varlık bulduğunuz ve geleceğinizi imar ettiğiniz, “yurdum”dediğiniz toprak parçasını tehdit etmektedir.
Türkiye,ulusal bağımsızlığını elde ettikten ve ulusal egemenliği Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurarak tesis ettikten 82 yıl sonra her iki kazanımını da kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya..Onun için ülkemiz siyasal tarihinde ilk kez sağ ve sol düşünceye sahip insanlar, ulusal kaygılarla aynı hedefe kilitlenmeye ve bir adım öteye geçerek, seksen küsur yıl önceki kazanımlarını korumak için bir çok alanda birlikte mücadele etmeye başladı.
Türkiye önce başına işbirlikçiler eliyle örülen hıyanet örgüsünü bozmayı başarmalı.. Sonrası, kim anayasal sınırlar içerisinde bu toplumu sahip olduğu düşünceler doğrultusunda iktidara taşımak istiyor ise, onun mücadelesini demokratik biçimde vermeli.
Ülkenin ve ulusun güvence altına alınması kavgası başka siyasal iktidar kavgası daha başka..!
Bu yönüyle KKTC seçimleri Türkiye’nin yakın gelecekte daha sıcak bir biçimde yaşayacağı siyasal ve toplumsal kutuplaşmanın ipuçlarını da bize vermekte.
Bir yandan ulus devlet ve ulusal egemenlik düşüncesinden uzaklaşmış; ulusal kimliklerinden utanç duyan işbirlikçiler öte yandan tüm bu değerlere sahip çıkan Kıbrıslı Türkler..İşte bunun sağı ve solu yoktur..!Bunun arası da yoktur..!
Türkiye’de son yıllarda siyasal ve sosyal yaşam hızla bu yönde kutuplaşıyor.Ancak,Türkiye’de işbirlikçilerin yaşamın her alanında olduğu gibi devlet bürokrasisinde de etkin ve ciddi bir ağırlığının bulunması; yaygın medyanın sermaye bileşenleri nedeniyle bu güçlerin emrinde olması ulusalcı güçlerin ve dinamiklerin halkla bütünleşmesini,bir güç olarak siyasi iradesini yaratarak yaşanan sürece müdahalesini engelliyor.
Türkiye için tehlike de bu nokta da başlıyor..
Çünkü, Türkiye’de Cumhuriyet ve değerleriyle,Mustafa Kemal ve düşünceleriyle hesaplaşma yıllardır öylesine sinsi ve çok yönlü olarak sürdürüldü ki, kim ne derse desin TSK’nin dışında bu değerlere layıkıyla sahip çıkan ciddi hiçbir devlet kurumu kalmadı..!
TSK’nin üst düzey komutanlarının zaman zaman kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda öne çıkan da,bu gerçeğin dışa vurumudur. Askerin ikide bir güncel siyasal gelişmelerle ilgili tepki koymasından hatta politikalar biçimlendirmesinden demokrasi adına sıkıntı duyduklarını açıklayanlar, bu tehlikeli boşluğu siyasal ve sosyal alanda dolduramamamalarının diyetini aslında askere ödettirdiklerini bilmiyorlar mı?
Türkiye’nin rejim açısından karşı karşıya kaldığı tehlikeler konusunda Cumhuriyet ve değerlerine, kurucularına layıkıyla sahip çıkılamadığı; siyasal ve sosyal yaşamımızdaki siyasal boşluk bir türlü doldurulamadığı içindir ki, TSK öne çıkıyor..
Öne çıktığı içindir ki, hem ABD’nin hem de AB’nin emperyal hedeflerinin önünde bir tehdit unsuru olarak görülüp, hedef yapılıyor..
Bu, yurttaş olarak, TSK’ne biçebileceğimiz belki en son misyon..Bu misyon biçmenin süreklilik arzetmeye ve toplumsal bir alışkanlık haline dönüşmesi ise,TSK’ne en büyük haksızlık..
Bunu yaşadığımız ülkeye ve topluma, olay ve olgulara yurttaş olarak kayıtsız kalmamız nedeniyle bile bile ve tüm cehaletimizle yapıyoruz.
Örnek mi?
- TSK, AKP hükümetinin uygulamalarından rahatsız..
- TSK,türban konusundan rahatsız..
- YÖK üyeleri TSK’ne rahatsızlıklarını ilettiler..
- TSK, hükümetin Irak politikasından rahatsız..
- TSK,AB’ne Türkiye’nin girmesinden yana olduğunu açıkladı..
- TSK,KKTC konusunda hassas..
- Gözler MGK’da hükümet ile Genelkurmay temsilcileri üzerinde..
Bu böyle yıllardır sürüp gidiyor..
Yurttaş nerede? Mustafa Kemal’in yurttaşı?Tüm bu siyasal ve toplumsal alt üst oluşlar içerisinde, Mustafa Kemal’in , egemenliği kayıtsız ve şartsız elinde bulundurması ve gözetmesi gereken yurttaşı nerede?
İşte,Türkiye’yi yıllardır vuran ve sonunda TSK’ni ve Kemalizmi hedef haline getiren bu kayıtsızlıktır..
Kuşkusuz bunun da nedenleri ve niçinleri var..
Mustafa Kemal’in pek Türk insanı ile buluşturulmayan o kadar çok sözü ve beyanı vardır ki, acıdır, ülke için dramatiktir..
O,yıllar öncesi bir savaşın kızgın külleri içerisinden doğan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin zaman içerisinde kuruluş ve varlık nedenlerine yabancılaşabileceğini görmüş..Daha da ötesi,kurduğu devletin bir bütün olarak Türk halkı ile karşı karşıya gelebilme olasılığını bile sorgulamış..Onun içindir ki,en büyük eseri NUTUK dahil olmak üzere Cumhuriyetin kendisini bile gençliğe emanet etmenin,Cumhuriyeti korumak ve yaşatmanın vazgeçilmez olduğuna inanmış..
NUTUK, gençliğe seslenişidir..Ve ulusal kurtuluş savaşı sürecinde yaşanmış tüm olayların,ve özellikle ihanetlerin yeni yetişen Cumhuriyet gençliği tarafından iyi öğrenilmesi gereğine inancının tezahürüdür bu sesleniş..
Bu yönü ile Mustafa Kemal’in Bursa hitabı önemlidir.
“Türk genci, devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna ve doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve devrimleri benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket oldu mu: ‘Bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır..’demeyecektir, hemen müdahale edecektir: elle, taşla, sopa ve silahla.. nesi varsa onunla, kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, ‘Polis,henüz devrim ve Cumhuriyet polisi değildir.’diye düşünecek,fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek: ‘Demek adliyeyi de islah etmek, rejime göre düzenlemek lazım!’diye düşünecektir. Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber, bana, İsmet Paşa’ya, Meclis’e telgraflar yağdırıp haklı ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını isteyecek ve diyecek ki: ‘Ben inancımın ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir!..
İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!..”
Türkiye, kurucusunun bu seslenişi hatta çığlığına rağmen kaç kuşak yitirdi.. Öyle ki, yitik kuşaklar ülkesi oldu..Ve geldik bugüne..
Önce tarihimizi çaldılar ve utanmadan tarihimizin bir “hiç” olduğuna inandırdılar bizi.. Koca Osmanlı tarihini fetihlere indirgediler..
Sonra cihan imparatorluğu, altı yüz küsur yıllık Osmanlı’nın çözülüşünü, çürümesini “ es” geçtiler.. Çanakkale’de, Kafkaslar’da ölen binlerce insanımızı, kahramanlıkları bir bir silip tarih kitaplarından Anadolu’nun nasıl dört bir yandan işgal edildiğini, işbirlikçilerin diz boyu ihanetlerini “yok”saydılar..Mustafa Kemal’i ve bir ulusun varoluş kavgasını ‘yok’ların toplamı üzerinden soyut bir kahramanlığa indirgeyip,ulusal kurtuluş savaşının anti-emperyalist ruhunu çaldılar..Öyle ki,sanki koca bir ulus İngilizle, Fransızla,İtalyanla,Yunanla savaşmamış.. O Amerika ki,15 Mayıs 1919 da Yunan askerlerini İzmir’e taşımış..! Lozan’ı yıllarca ve halen kabul edilemez görmüş, imzalamamış.. Unutturdular ve unutturdukları tarihimizden kendi işbirlikçi tarihlerini el birliği ile yazarak, “stratejik müttefik” yarattılar..O “stratejik müttefik”in yıllar sonra İstanbul’a yanaşmış 6 .Filosu’nun askerlerini denize atan gençlerimizi de “komünist bunlar” diye damgaladılar.
Ya ulusal egemenlik..?Erki göğün kudsiyetinden ayakları üzerine oturtan,saltanat devirip Cumhuriyet kuranlar,ulusal bağımsızlığın vazgeçilmez koşulu olarak ulusal egemenliği savaşın göbeğinde Meclisi açarak perçinlerken, sonrası yıllarda ulusun egemenliği, oligarşik sultaların cenderesi altında adım adım tüketildi..
Mustafa Kemal’in yurttaşı, O’nun kurduğu Cumhuriyetin tüm kurumlarına bir bir sistemli ve programlı olarak yabancılaştırıldı, davalı hale getirildi..
Garip ve acıdır..
Ulusal Kurtuluş savaşı sürecinde Anadolu’da bağımsızlığın,direnç ve direnişin sembolü olan Mustafa Kemal’in kendi halkına yabancı kılınması için yapılmadık kalmadı..
Düşman bu ya..! İşgal ve mezalimlikleriyle halkın yaşamını zindan edenler,O’nun düş dünyasındaki umuduna da el atmak istediler. Mustafa Kemal diye yukarıdaki resmi tüm işgal bölgesindeki halka dağıttılar..Uçaklarından yerleşim yerlerine attılar.Mustafa Kemal’i bir eşkiya,bir düzenbaz,karışıklıktan medet uman bir umut tüccarı gibi gösterebilmek için bu oyunu da insanlarımıza oynamaktan çekinmediler.
Düşmanı anlarız da,ya bugün düşmanın Mustafa Kemal’e reva gördüğünü farklı farklı yol ve yöntemlerle reva gören içimizdeki işbirlikçileri ne yapacağız?
Denktaş’ı öldürecekler miydi?
MHP Bandırma İlçe Başkanı Suner Duman, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Bandırma ziyareti ve gerçekleşecek mitingin iptali ile ilgili çarpıcı iddialarda bulundu..
Bunlara iddia diyebilmek bile güç, çünkü,olup- bitenleri bizzat aktaran Denktaş’ın danışmanı..
Amerikan Hastanesi’nde 1.Annan Planı’nı imzalaması için Amerikalılar tarafından rehin alınan ve imzalamadığı için öldürülme tehlikesi yaşayan Denktaş,Genel Kurmay’ın olaya son anda müdahalesi ve gönderilen 4 askeri doktorun çabası ile kurtarılabilmiş..!
Aynı günlerde KKTC’de miting üzerine miting gerçekleştiriliyor ve Annan Planını koşulsuz imzalamadığı için Denktaş’a yönelik, “ Ya imzala ya çekil” sloganları atılıyordu..
Denktaş’ın daha sonraki günlerde yaptığı açıklama ilgi çekici idi: “Ben canımla uğraşırken KKTC’yi arkadan vurdunuz.Beni de arkamdan vurdunuz..”
KKTC seçimleri,sonucu ile oyunun bozulması anlamını taşıyor.Amerikan ve AB oyunu ile Denktaş’ı ve KKTC’de ulusalcı güçleri sandığa gömeceklerini haykıranların iktidar düşü zaten kısa erimli idi. Eğer, işbirlikçiler bunu gerçekleştirmiş olsalar idi,zaten baştan teslim etmeyi kabullendikleri iktidar koltuğu ile birlikte KKTC’ne Kıbrıslı Rumlar’ın hizmetine gönüllü olarak sunacaklardı..
Olmadı..!
Kıbrıslı Türkler,bu seçimde zor’u başardı..
|
|
|
| |
Köşe Yazıları |
|
|
 |
Kitap Kurdu Necati Diyorki |
ARICAN "REALİTE, özgür kalemlerin adresi olacak" demiş. Sen özgürlüğü görürsün!?
|
|
|
|