|
|
11-12-2003 |
KONU: Hoşgeldin bebek.. |
Görüntülenme
206 |
Sevgili dostlarımız Tarık ve Güzide Sürmelioğlu’nun dün,bir kız çocukları dünyaya geldi. Adı, Deniz Ece..
Hastaneyi arıyorum..Karşıma yorgun bir sesle Tarık çıkıyor..Deniz Ece’nin 2.950 gram olduğunu öğreniyorum. Bebek ağlaması geliyor kulağıma..Uyutmaya çalıştıklarını söylüyor..
-Ne hissediyorsun ,diye soruyorum..
Tarık,lafını esirgemez ve diplomasiyi hiç sevmez. “Güzide bir çocuk doğurdu..Ben de dokuz doğurdum” diyerek ruh halini yansıtıyor..
-Başka..diye ekliyorum..
Tarık bu,kaçırır mı?Lafı hemen gediğine koyuyor: “ Emperyalizme karşı bir bebek daha..Görevimiz Türk soyunu çoğaltmak.Ne olur ne olmaz...”
***
Ben,ilk oğlum Nazım Ulaş da,babalık heyecanını tam olarak yaşayamadım..Ozan ‘ın doğumu ise tam bir macera idi.
Aynur da gazeteci olduğu için doğuma çok az bir süre kalana kadar gazetedeki işini bırakamadı.Gece yarılarına kadar bilgisayar tepelerinde uğraşırken,sık sık sancılara yakalandığını anımsıyorum..Hele bir keresinde ATV ekibi(yanlış anımsamıyorsam) çekim için gazetede..Konu,çevre kirliliği ve Bagfaş’ın şlamı.İçeride kkıpırdamaya yer yok.Çevreciler de konuşup,dertlerini anlatacaklar.O ara,Bilal Bal’ın yanıma gelip, “ Ağbi,yenge sancılandı,götürüyoruz”dediğini biliyorum..Çekim anı peşi sıra gidebilmem mümkün değil..Hastaneden eve geçmiş,haberimiz yok..Çekim bitti,gazete boşaldı, içimde garip bir boşluk.Eşimi en önemli anda yalnız bırakmanın ezikliği..
Sonrası..daha da ilginç..Gerçekten doğum sancılarının başladığı gece,bbir araca atlayıp hastaneye koşuşturmamız..Annem ve bir yakınımız da yanımızda..Ne yapacağımı bilememenin,nasıl yardımcı olacağımı çözememenin,işe yaramazlık duygusunun içerisinde bocalarken,Aynur’u Kadın Doğuma çıkartıyorlar.Refakatçı olarak birisinin yanında gitmesi gerek.İzin verilmiyor. Kapışıyorum..Bağırtı çağırtı..Sonra birisinin beni koridora çağırdığını anımsıyorum.
- Beyim, yanında para var mı?
- Var.. N’olcak?
- Beş kağıt vermeden içeri sokmazlar..Sen ver bana..
Ortalık yine karışıyor..VER-MEM..! Apar topar şaşkın bakışlar altında Kadın Doğum’dan Aynur’u alıp, diğer hastaneye geçiyorum..Hiçbir sorun yok..!Ohh bee..!
***
Deniz Ece’den aktık gittik..
“Hoşgeldin Deniz Ece” diyerek yazabilmek gerçekten güç.. Bir defa baba da anne de gazeteci ise, doğacak çocuğun vay haline..! Sürmelioğlu çiftinin ilk çocuğunun ismi de Ulaş.. Garibim okuldan çıkıyor, gazeteye geliyor.. Gazeteden çıkıp eve gidiyor. Yaşamı, ev-okul-gazete arasında geçip gidiyor..Kuşkusuz,asıl sorumluluk da eşlerimize düşüyor.Ev işi,gazete ve çocuğun bakımı..Aslında, Tarık’ı da çocuk kategorisine soktuğumuzda vay Güzide’nin haline..!Benim durumumda Tarık’tan çok farklı değil..hele hele iki büyük çocuk biraraya geldiğimizde,saatler boyu süren tartışmalar içerisinde yitip gidiyoruz..
***
İnsansoyu için en önemli olay yaşamın renklerini yakalayabilmek.İçinde yaşadığınız ortam ve koşullar ne kadar ağır ve olumsuz olursa olsun,yaşamın renklerini yakalayabilmek varoluşunuzu anlamlı kılıyor.Çünkü,insan denen varlık,içinde yaşadığı doğal ortamda diğer canlı türlerinden düşünme melekeleri ile farklı ve özel bir konuma sahip ise,yaşamın nesnelliği ile subjesi arasında gerekli diyalektik ilişkiyi,köprüyü kurmayı becerebilmeli.
Her ikisi arasındaki açının büyümesi,uçuruma dönüşmesi ise farklı sorunları beraberinde getiriyor.
Gazeteciler, meslekleri gereği bu yönüyle şanslı sayılırlar.Çünkü,sürekli yaşamın nabzını elinde tutma ve sorgulama çabası zaman zaman bıktırıcı ve yorgunluk verici olsa da,sürekli yaşamın her rengini solumanızı beraberinde getiriyor. Bu renklerden bir tutamı bile yaşımınıza taşıyabiliyorsanız,ne mutlu size..
Ayrıca,subjenin nesnel olana karşı varlığını ve diriliğini koruyabilmesinin koşulu da,sürekli kendini yenilemektir. Yani, içinde yaşadığınız toplumda “varım” ve “bu da benim toplumsal yaşama bireysel katkım” diyebilmenizin maddi ve manevi olanaklarını yaratmak. Bunun özü, üretimdir..
Yurt dışına sürekli gidip-gelen dostlarımız var.Gün içerisinde sokak ve caddelerin bomboş olduğunu anlatırlar.Gece de belli bir saatten sonra cadde ve sokaklar bomboştur..
Neden ve niçin acaba?
Çünkü, toplumsal yaşam üretim üzerine kuruludur.Bunun dışında olanlar , emekli değiller ise,toplumla şu veya bu şekilde uyum sorunu yaşayan,problemli kişilerdir.Bunlar ömürlerini çeneleri ile gereksiz işlerle törpülerler. Bir et yığını olarak da göçüp giderler..
İnsanın kendisinden bağımsız akıp giden yaşam karşısında,kendisine ait bir duruş sergileyebilmesi doğrudan birey olabilmesi ile mümkündür. Zor olan budur.. Yaşam karşısında,olay ve olgular karşısındaki duruşunuz kimliğiniz ve kişiliğinizin niteliğini ele verir.
Nazım Hikmet’in; “..sen yanmasan ben yanmasam biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..”dizeleri bu duruşun bireysel risk paylarını da içerecek şekilde dışa vurumunu içerir.Bunu göğüslemek her yiğidin harcı değildir..
Nazım’ın kalbinin dünya coğrafyasında yaşayan insanlarla atması gibi.. Bu kalbin ağrısı hiç bitmez.. Kronikleşmiş baş ağrısı gibidir.. Hiçbir doktor reçete yazmaz/yazamaz..
***
Evet,hoşgeldin Deniz bebek..
yaşamak sırası sende
seni bekliyor...
Şairin,gerçekten de her doğan bebeği bekleyenleri mısralara düşebilmesi mümkün mü? Hangi şairin imge dünyası bu ‘sefil’ zenginliği kucaklayabilir?Bana zor görünüyor..Nazım’ın “sen mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin” dizeleri ile değme ressamlara ve ressamların düş dünyasına meydan okuması gibi..Ancak,bizim Deniz bebek şanslı..Çünkü, yürekleri yaşamın tüm renklerine açık bir anne ve babaya sahip..
Yoksa, “..seni bekliyor..” un peşi sıra gelebilecekleri düşünmek bile istemiyor insan...Yeryüzünü varlığı hatta soyu iç in cehenneme çevirebilen bir başka varlık var mı yeryüzünde? İnsanın insanı iliklerine kadar sömürüp,saltanatını kendi soyunun insanları üzerine kurma çabası..Ne pahasına..? Kan,ateş ve barbarlık..Ne adına? Evrile evrile puştlukta,soysuzlukta ustalaşmış hilkat garibelerinin köşe başlarını tuttukları bir dünyada..Bunlar, gerçekten insanlık meziyetleri ile yüklü olanların dötlerinin gölgeleri olmaktan hiçbir zaman kurtulamayacak olsalar da, dünyaya açılan her yeni gözün, kabusu olmaya hazır içimizdeki zebanileridir.
***
Evet, bugün alışıla gelmiş Arıcan yazılarının çizgisi dışına firar ettik..
Sürmelioğlu ailesini en içten duygularımla kutluyor, Deniz Ece’ye ‘aramıza hoşgeldin bebek..’ diyorum..
|
|
|
| |
Köşe Yazıları |
|
|
 |
Kitap Kurdu Necati Diyorki |
ARICAN "REALİTE, özgür kalemlerin adresi olacak" demiş. Sen özgürlüğü görürsün!?
|
|
|
|