06 Eylül 2010
   
    Köşeler Sayfası

11-10-2003 KONU: Kirliliğin kaynağına yönelinmeli.. (2) Görüntülenme
238
Balıkesir Belediye Başkanı Ziya Tan’ın yakın çevresi, Balıkesir Birlik Gazetesi Genel Koordinatörü Aziz Han’ın, Başkan Tan’ın aleyhindeki haberleri gazetesinde yayınlamamak karşılığında başkandan para istediğini “birilerine üflemiş”..!
Aziz Han ile tanışmıyorum. Ancak, Balıkesir Birlik Gazetesi’ndeki yazı ve haberlerini izliyorum. Zaman zaman meslektaşlarla, yaptığı haber ve yazdığı yorumlar üzerine tartıştığımız da olmuştur.. Kimisi olumlu kimisi olumsuz düşünceler belirtmiştir.. Olabilir..
Ben, “üfleme” olayına takıldım.. Balıkesirli gazeteci dostlarımıza göre “üfleme” olayını Belediye Basın ve Halkla İlişkiler servise sokmuş..! Aynı günlerde Birlik Gazetesi’nde belediye ile ilgili imar tartışmaları ve rant iddiaları yer alıyor.. İlginç ve bir o kadar düşündürücü..
Ardından,kimi gazetelerin yöneticileri Başkan Tan ile servis edilmiş “üfleme” olayına konuyu görüşmüşler.. “Beni karıştırmayın.. Bu saatten sonra Adliye koridorları benim için uygun değil” demiş..!
Diyelim ki, Aziz Han, gerçekten de elindeki haberleri paraya endeksleyerek, Başkan Tan’ın kapısını çaldı.
Birincisi, Başkan tan,neden ve niçin olayı, sıcağı sıcağına kamuoyuna paylaşmadı ?
İkincisi, Başkan Tan’ın elde delil olmadan suçlamanın riskini görerek bundan imtina ettiği düşünülebilir. Peki, neden ve niçin,olayı Cumhuriyet Savcılığı’ na intikal ettirerek, Aziz Han’ı suç üstü yaptırıp, tarihe geçmedi?
Her iki sorunun da yanıtı yok..!
Bu koşullarda,doğal olarak şu soru gündeme geliyor: Gerçekten de, Aziz Han’ın yerel yönetimle ilgili elinde bulunan belge ve bilgiler Başkan Tan’a rahatsızlık verdiği için mi,Aziz Han ile ilgili böylesi bir iddia servis yapıldı?
Eğer, başta sorduğumuz soruların yanıtı yok ise, bu soru yaşamsal önem kazanıyor. Olay da bir anda kamuoyuna sunulanın tersine, renk değiştiriyor.. Çünkü, Aziz Han ve Birlik Gazetesi, daha “üfleme” safhasında yerel yönetimle ilgili iddiaları haber konusu yapmıştı..
Peki,bu bir yöntem midir?
Sorgulayalım..
Evet, hem yaygın hem de yerel ve bölgesel basının ve basın çalışanlarının sıklıkla başına gelen bir olaydır bu..!
Bir basın basın ve yayım kuruluşu,bir kurum veya kişiyi eleştirel tarzda haber ve yorum konusu yaptığında; kamuoyunun gündemine taşıdığı iddialara sahip çıkarak ısrarla iddiasının ardında durduğunda eleştirilerin veya iddiaların hedefi olan kurum ya da kişiler, yöntem olarak bunu denerler. Söz konusu gazeteyi veya haberciyi, yorum sahibini çeşitli şekillerde suçlayarak, eleştirilere hedef olmaktan, iddialara yanıt vermek gayretinden kurtulmaya çalışırlar.
Bunun basında onlarca rezil örneği var..
Bir adım daha öteye gidelim..
Basın ve yayın kuruluşları arasındaki çelişkiler;çıkar çatışmaları; sen-ben kavgaları;şişkin egolar; basın ve yayın kuruluşları sahipleri ile çalışanları arasında olması ve gözetilmesi gereken mesleki saygı ve dayanışma yoksunluğu bu tür basın dışı ama basını ve çalışanlarını hedef alan çabaların basın içinde de taraf bulmasını sağlar.
Rezillik büyür..!
İsterseniz,şimdi bir adım daha ileri gidelim..
Olaylar bununla da sınırlı kalmaz. “A” gazetesinin herhangi bir kuruma veya firmaya dönük eleştirel haberleri yayımlanıyor; çeşitli kamuoyunu sarsıcı iddialar gündeme taşınıyor ise, bu durum,diğer basın ve yayım organlarınca FIRSAT bilinerek, durumdan vazife çıkartılmaya, reklam, vb.,girişimlerle maddi çıkar sağlanmaya çalışılır. “Tarafsızlık” adı altında eleştiri ve iddiaların hedefi olmuş kurum ve kişilerin abartılı,gazete ve gazeteciyi hedef alan,suçlayan açıklamalarına yer verilir..! Kimileri hızını alamayarak iddiaların muhatabıymışçasına ortaya bile çıkar..
Yaşanan rezillik böylece biraz daha katlanır..!
Bunun da onlarca örneği yaşanmıştır..
Bu olayın bir yönü.
Öte yönü daha rezilanedir.
Tekelleşmiş sözcüğü gerçeği yansıtmakta az geliyor.Kartelleşmiş yaygın basının Anadolu basınını kuşatması yaşanan kirliliğin ana nedenlerinden birisi..
Eğer,varolmak ve yaşamak istiyorsanız,basın ve yayım sektörünün size sunduğu mali olanaklarla yetinmek zorundasınız,dediğimizde eminim ki,bir çok meslektaşımız bize gülecektir.
Doğru..Yaşayamazsınız..Çünkü,sistem, sunduğunuz hizmetin karşılığını size vermiyor.. Kağıt parası, posta gideri, boyası, kalıbı, personel maaşı, sigortası, vergisi ezilip gidiyorsunuz..
İstenen de bu zaten..!
Eğer, bu sistemin,dini imanı PARA ve PARAYA BİR ŞEKİLDE ULAŞMAK İSE, size model olarak sunulanı örnek olarak almaya, GENEL YAYIN POLİTİKANIZI bu gerçeğe uygun yapılandırmaya mecbur olursunuz..
Bu nokta da önünüze konan iki seçenek var.
Birincisi,her koşul ve ortamda,PARAYA KOŞULLANMAK ve SALDIRMAK.. Basın meslek ve ahlak ilkelerini buna uyarlamak yani ilkesizliği ve ahlaksızlığı iş edinmek..Çünkü,PARANIN,ilkesi ve ahlakı yoktur..!
Durum böyle olunca,önünüze gelene saldırırsınız.. Hızınızı alamaz, meslektaşlarınıza sararsınız.. Yetmez, aynı kurum bünyesinde çalıştığınız arkadaşlarınızla it dalaşına girersiniz.. Çünkü,konu para olunca zamanla yarış söz konusudur ve bunun için de her yol mübahtır.Bunlar içinde gazetecilik,paraya ulaşmanın aracıdır.
İkincisi, her koşul ve ortamda, PARAYA KOŞULLANMAK ama BUNU AKILLI ve SABIRLA YAPMAK.. Kurum ve kuruluşlarla, kişilerle al gülüm ver gülüm ilişkileri kurar; içki masalarında kadeh tokuşturur; el-etek öpmeyi alışkanlık haline getirirsiniz. Böylece, zararsızlığınızı perçinleyip, hem sütunlarınızda sürekli olarak karşınızdakileri onurlandırır hem de onurlandırılmanın ve ödüllendirilmenin kapılarını aralarsınız..Böyleleri genelde gazeteciliği garnitür olarak yaparlar. Para, genel olarak matbuat ve başka tali işlerinden gelir.
Kuşkusuz,her iki anlayış ve yaklaşım da, amaç ne olursa olsun,sonuçta ürettikleri ile toplumsal bir misyonu yerine getirir..Bu yadsınamaz.
İşte bu, egemen çarpık, kirli, yozlaşmış, ülke ve halk gerçeğine yabancılaşmış sistemin, Anadolu basınını içine sürüklediği bir paradokstur.
Çözümü, kısa erimli ve kolay değildir. Çünkü, bu pradokstan kurtulmak yönündeki basın ve yayım kuruluşlarının, çalışanlarının TUTAMAKLARI da kirlenmiş durumdadır.
Ortada sadece,yaşanan gerçeğe direnen, kendince ve varlığı ile duruş tayin etmeye çalışan basın ve yayın organları ile çalışanlar var..
Ne yazık ki, bunların da sayısı fazla değildir.
Ayrıca, sisteme direnenleri ve kendine varoluş alanı açmaya çalışanları, duruş tayin etmeye çalışanları dize getirmeye, teslim almaya dönük de müthiş çabalar söz konusudur.
Peki,ne yapılmalı?
Bunun kolay bir yanıtı yok..Ancak, yaşanan ve muvcut olumsuzluklar bizlere nelerin yapılmaması gerektiğini sunuyor.. Bunların tesbit edilmesi ve bu yönde bir düşünce ve pratik olgunlaşması bile neleri yapmamız gerektiğini bizlere verecektir.
***
Evet,Aziz Han, Başkan Tan’dan elindeki haberleri basmama karşılığında para istedi mi?
Ortada hukuksal anlamda hiçbir kanıt yok.. Kanıtı, üfleyenler daha olayın başında ortadan kaldırmış..!
Ya kanaat..? Kanaat, subjektif bir olaydır.. Herkesin kanaati kendisine.. Ya da olayı terse çevirelim; Aziz Han’ın kellesine kimse bir şey istedi mi?
Çünkü, bu da üfleniyor..
Sorun da bu nokta da başlıyor zaten.. Basın, üfürmeyle yol alsaydı, gazeteler yelken, gazeteciler kaptan olurdu..

 
Köşe Yazıları
 
Kitap Kurdu Necati Diyorki
ARICAN "REALİTE, özgür kalemlerin adresi olacak" demiş.
Sen özgürlüğü görürsün!?