|
|
1-10-2003 |
KONU: Hak ve özgürlük sorunu |
Görüntülenme
173 |
Türkiye’de idari ve sosyal yaşamın demokratikleştirilmesine dönük,insan hak ve özgürlükleri kapsamında son yıllarda bir dizi adım atılıyor.
Siyasi iktidarların,Avrupa Birliği’ne giriş ve uyum süreci ile örtüştürdükleri yasa ve mevzuatların günlük yaşamımızda ne gibi değişimlere neden olacağını zaman içerisinde hep birlikte göreceğiz.
Ancak,esas olan ve rahatsızlık veren, siyasi iktidarların “birileri” istiyor diye demokratikleşme ve insan hak ve özgürlükleri kapsamında adım atıyor olmasının incitici yanı..
Çünkü,bu ulusun ve ulusun yıllanmış özlemlerinin,mücadelesinin küçümsenmesi ve aşağılanması anlamını taşıyor. Türkiye, hiçbir şekilde küçümsenecek bir ülke değil.Bu ülkede yıllardır toplumun her kesiminden insan,daha çağdaş, daha insancıl, daha demokratik,daha özgür bir toplum yaratmanın özverili ve çileli mücadelesini veriyor.
Bu mücadelenin bitmişliği falan da yok..Hala,yaşamın her alanında bu mücadele sürüyor.
Örneğin,kamu çalışanları bugün Devlet ile toplu sözleşme için masaya oturuyor.Oysa ki,daha düne kadar,örgütlenme ve sendika hakkından bile yoksun olan aynı kamu çalışanları,sadece bu hhaklı talepleri için gözaltına alınıp,eziyet görüyor ve meydanlarda sıra dayağından geçiriliyordu.
Onun için belleksiz olmamak; ülke gerçekliği ile halkın gerçekliğini görmeyi bilmek gerek..!
Türkiye,idari,siyasi,sosyal,ekonomik,kültürel yaşamı oturuşmuş bir ülke değil. Hala,katedilmesi gereken çok yol var..Bu gerçek Ankara için ne ise, Anadolu’nun en ücra köşesi için de aynı şekilde geçerli.81 yıllık Cumhuriyet tarihi tüm yönleri ile sorgulandığında toplumsal yaşamımızda yaşadığımız inişli çıkışlı,zaman zaman gerilim ve çatışmalı süreçlerin hiçbir süpriz yanı ve yönü yok..Türkiye,kıpır kıpır...Bu dinamizmi yüreğinde ve kafasında hissedemeyenlerin,ülke ve halkın nabzı ile kendi nabızlarını bütünleştiremeyenlerin yabancılaşmasına sahne olan Türkiye,elbet bu açmazı da aşacak.
***
Demokrasinin gelişimi ve insan hak ve özgürlüklerinin gelişmesi;bu alanda yaşanacak ihlallerin ortadan kaldırılması;hak ve özgürlüklerin yasaların ve devletin güvencesi altında korunmasına dönük,vilayetler ve ilçeler bazında Vali ve Kaymakamların başkanlığında komisyonlar kuruldu.
Kağıt üzerinde bu komisyonlar var ve sivil üyeleri ile birlikte zaman zaman toplanıyor..Belli periyodlar dahilinde de sivil üyeleri değişiyor.
Ancak,ilginç olan,kurulduğu günden bugüne bu komisyonlara yurttaşlar şikayetlerini iletmiyorlar.
İlgilisine sorarsanız, “müracaat yok”..!
Müracaatın olmaması,örneğin bandırma’da insan hak ve özgürlükleri konusunda hiçbir sorunun yaşanmadığı anlamına mı geliyor?
HAYIR..!
***
Kendi alanımızdan bir somut örnek verelim..
Geçtiğimiz gün,gazetemizin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ahmet Akpınar, basınla ilgili kesinleşmiş ve paraya çevrilmiş bir cezadan dolayı, yaka paça yolda polis aracına alındı.
Üzerinde kimliğinin olmadığını ve evine giderek alması yönündeki talebi üzerine,daire kapısının önüne kadar polis nezaretinde götürülen Akpınar, Emniyet Asayiş Şube’de de şık olmayan, rencide edici davranışlara maruz bırakılmış..!
Aynı gün, para cezası yatırılarak, Akpınar, serbest bırakıldı..
Kuşkusuz,Anayasa ve yasalar önünde herkes eşit. Kimsenin ayrıcalık peşinde koştuğu falan da yok..Ancak,kaş yapayım derken göz çıkartmanın anlamı da yok..
***
Kuşkusuz,insan hak ve özgürlükleri denilince,insanlarımızın bir çoğunun aklına,birey olarak kendilerine dönük bir taciz,baskı ya da saldırı geliyor.
Oysa ki,insan hak ve özgürlükleri sadece fiili saldırı teşebbüsü ya da saldırı ile ilintili düşünülmemeli.
Örneğin,özellikle kış aylarında alt yapı eksiklikleri ve ihmalden dolayı üç damla yağmur yağıp,rüzgarın şiddeti biraz arttığında Bandırma karanlığa bürünüyor. Günlerce elektriklerin gelmediği günler yaşanıyor.Sanayi duruyor..Yurttaşların güvenlik endişesi artıyor.En doğal insani ihtiyaçlar karşılanamıyor.Konutlar,işyerleri ısıtılıp aydınlatılamıyor.
İşte bu da,somut bir insan hak ve özgürlükleri ihlalidir.Çünkü,hak ve özgürlüklerinizi kullanma hakkınız elinizden alınıyor. Vatandaş yetkililerin, gerekli bakımların yapılmaması sorumsuzluğu ile çağdışı bir ortama mahkum ediliyor. Sonra?.. Aynı yetkili faturanı ödemedin mi diyerek gelip habersizce elektriğini kesip seni yine felç ediyor. İşine, aşına sadistçe ket vuruyor!
Öte yandan Devlet, kendi eksiğini kapatabilmek ve yurttaşlarına yaşanabilir .bir kent sunabilmek için kolları sıvayıp,tirilyonlarca liralık yatırım yapıyor.
Sonra..?
Bir başka hak ve özgürlük gasbı ile tanışıyorsunuz...Trilyonluk yatırım ve hizmet, bürokrat,siyasi ve müteahhit işbirliği ile hortumlanıp,yine karanlığa mahkum edilerek,sizi vuruyor..Çıkan ödenekler kentin en alakasız ve ücra köşelerinde, toprağa gömülüyor.Aslında gömülen yurttaşın aydınlığı..!
***
Örneğin,yükümlülüklerini yerine getiremediği için elektrik ve su sayaçları sökülüp,götürülen;günlerce karanlığa mahkum edilen;suçlu muamelesi görerek itilip kakılan yurttaşın,yasal olarak sayaçlarının bile sökülüp alınamayacağı mahkeme kararları ile sabit..(söküm ile takma parası adı altında toplanan paraların da haraç olduğunu,yasal olmadığının altını çizelim..)
Ama yapılıyor...Kentler,işyerleri,fabrikalar,tesisler,evler karanlığa gömülüyor.. Bu hak gaspını yapanlar da iş yaptım diye ortalıkta geziniyor...
***
Yerel yönetimlerin yasa ile belirlenmiş yükümlülükleri var.Örneğin,toplu ulaşım..Ya da temizlik...Eğer,günlük yaşamın kolaylaştırılması adına belediye otobüsü veya minibüste konserve niyetine,tıkış tıkış üç adım ötedeki evinize ya da işyerinize kan ter içerisinde ulaşmaya çalışıyorsanız, yerel yönetim hak ve özgürlüklerini gasp ediyor demektir.
İşte,yurttaş sorumluluğu da tam bu nokta da başlıyor..Hak ve özgürlüklerimizi bilmeliyiz ki,yaşamımızı çekilmez kılan sorunlarla boğuşmayı bilelim.
Ve en önemlisi,yurttaşlık bilinci ve sorumluluğuna sahip olursak,kimse bu ülkenin yurttaşlarını ne güdülecek kaz ne de yolunacak kaz olarak göremez..
|
|
|
| |
Köşe Yazıları |
|
|
 |
Kitap Kurdu Necati Diyorki |
ARICAN "REALİTE, özgür kalemlerin adresi olacak" demiş. Sen özgürlüğü görürsün!?
|
|
|
|