06 Eylül 2010
   
    Köşeler Sayfası

13-8-2003 KONU: Zor olanı başarmak... Görüntülenme
184
Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nun belli iddialar çerçevesinde gerçekleştirdiği çalışmalar sonucunda,Türkiye’nin yolsuzluk ve suistimallere kaptırdığı para açıklandığında kamuoyunda süpriz olarak karşılanmadı.
Komisyona göre,belli bakanlıklar bünyesinde gerçekleştirilen yolsuzluklar sonucunda devletten hortumlanan para 100 milyar doları geçiyor..
Sadece “batık banka” esprisiyle belli kişi ve odakların bankalardan hortumladığı paranın meblağı 40 milyar doları aşıyor.
Türkiye’nin iç ve dış borcunun 250 milyar civarında olduğu düşünülür ise yaşanan ekonomik krizlerin 1.derecede nedeninin yolsuzluk ve suistimaller olduğu söylenebilir.
Türkiye, sadece ve sadece yolsuzluk ve suistimallerin önüne geçmesi durumunda dahi mevcut ekonomik kapasitesini ikiye-üçe katlar.Ötesi,kişi başına düşen milli gelir ortalama 2 bin dolar seviyesinden 6-7 bin dolara fırlar..!
İşte,aradaki uçurumu oluşturan fark, ülkeden ve milletten çalınandır...! Bunun içindir ki,yolsuzluk ve suistimallerle mücadele etmek günümüz Türkiyesi’nde bugün ve geleceğimiz için mücadele anlamını taşır.
Yaşanmış yolsuzluk ve suistimallerin şu veya bu parti,iktidar,bakan,milletvekili, işadamı ya da sanayici,belediye başkanı, genel müdür ile sınırlandırılması olayın kişiselleştirilmesi anlamını taşır ki,bu bataklığın kurutulması anlamına değil tek tek sivrisinek peşinde koşmak ile eş anlamlıdır.Kalıcı ve sürekli hiçbir sonuç vermez...Biri gider diğeri gelir...
Gerçek anlamda yolsuzluk ve suistimalle mücadele demokrasi ve özgürlük sorunudur. Kuşkusuz, “demokrasi” ve “özgürlük” sözcüklerinin içerisine çok şey sığdırılabilir. Ancak, sözcüklerin gerçek anlamda yaşam bulması için demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla toplumsal yaşamımızda egemen kılınması gerekiyor.Demokrasinin siyasal bir terminolojik sözcük olmaktan çıkıp günlük yaşamımız ile içselleşmesi;bir yaşam kültürü haline gelmesi;demokrasinin edilgen değil aktif bir unsuru olarak yurttaşlık bilinci ve kültürünün gelişimi ile yolsuzluk ve suistimalleri safra olarak gören demokratik bir toplumun oluşması bu kamburun ülke ve milletin sırtından atılmasını beraberinde getirecek.
Bireyin özgürleşmesi ve bireyin özgürleşmesinden toplumun özgürleşmesine geçiş süreci de buna bağlı bir sorun.
Olayı şöyle de özetleyebiliriz: YOLSUZLUK VE SUİSTİMALLERİN PANZEHİRİ DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLERİN TOPLUMSAL YAŞAMIMIZIN BİR PARÇASI DEĞİL KENDİSİ OLMASI İLE İLGİLİDİR...
Bu basit değil karmaşık bir sorundur. Çünkü, doğrudan öznesi insan olan ve insana dair bir sorundur.
***
Türkiye’de ama bilinçli ama bilinçsiz bir yanılsama ortamı yaratılıyor.Yolsuzluk ve suistimaller ,yaygın basının da propafandası ile Ankara mahreçli bir sorunmuşçasına ele alınıp,gündeme taşınıyor.
Oysa ki bu sadece sorunun bir yönüdür.Büyük ölçüde eksiktir..
Türkiye’de yolsuzluk ve suistimaller kamusal yaşamın her alanına ;toplumsal yaşımın tüm dokusuna nüfus etmiş durumda.Çünkü,yolsuzluk ve suistimalleri Cumhuriyet yönetimine ve değerlerine, ülkeye ve ulusa yabancılaşmış işbirlikçi sistem üretiyor.
Bu sistemin ekonomik ve siyasi fotoğrafı,mafya ekonomisidir.Devlet yönetimi ve siyasal yaşama, ekonomik yaşama “derin ilişkiler” egemen olur...Bu ekonominin temel kuralı “gücü gücüne yetene”dir...
Her iktidar değişikliği,iktidara gelen siyasal partinin işbirlikçi oligarşik yapıda hangi sermaye kesimine dayanıyor ise diğer kesimlerle “güç” ve “çıkar” kapışmasına sahne olur.Sürekli birileri birilerini tasfiye eder...Devletle ilişkili olanakları ve parasal kaynakları kendisine çevirmenin uğraşını sergiler.
Bunun demokrasi ile ya da egemenliğin kayıtsız ve şartsız ulusun elinde olması ile yakından veya uzaktan ilgisi yoktur...
***
Yolsuzluk ve suistimalin lokalize olması;il ve ilçelere,belde ve hatta köylere taşınması bugünün sorunu değil...Bu şu veya bu iktidara ya da lidere de bağlı bir olay değildir...
Özellikle demokrasinin kurumsallaşmadığı ve tüm kurallarıyla işlemediği;hukukun toplumsal yaşamda varlığı ve üstünlüğünün kuşa çevrildiği ülkelerde sistem suistimal ve yolsuzluk üretir.Çünkü,sistemin yüzü ve işleyişi buna dönüktür. Bu tür ülkeler aynı zamanda üretim toplumları değil hızla üretici olmaktan uzaklaşan ve kolay para kazanma yollarının envai çeşit örneğinin üretildiği tüketim toplumlarıdır.
Suni gündem ile bir taraftan bir tarafa sürekli savrulan toplum;büyük bir ahlaki, kültürel ve sosyal çöküntü, dejenerasyon yaşar. Değer farklılaşması, milli gelir dağılımının toplumsal sınıflar arasında hızla büyümesi açlığı, fuhuşu, uyuşturu kullanımını,alkol tüketimini arttırır...Toplumsal güvenlik ve huzur, kriminal ve adli bir sorun olmaktan çıkarak tüm toplumu sarar.Eğitim düzeyi ve kalitesi hızla düşen toplumda marjinal eğilimler,cinsel sapkınlıklar ve serserilik bir yaşam tarzı haline gelmeye başlar...
***
Bu sistem ile hesaplaşmaya girecek bir siyasal partinin,bu sistemden besleniyor olmaması ve sınıfsal anlamda hangi sınıfların sözcülüğünü yaptığı önemlidir.
Yoksa bir yandan sistemin bir parçası olarak ortaya çıkıp,beslenip öte yandan bu olumsuzluklara mücadele edeceğini söyleyenler yalan söylüyorlar demektir.
Türkiye’nin siyasal planda handikapı siyasal partilerin aynılaşmasından kaynaklanıyor.Aynılaşan siyasal partilerin bu iğrenç ve insanlık dışı yapı ile mücadele edebilmeleri;sistemi demokratik ve özgürlükçü bir yapı üzerinde sağlıklı bir temele oturtabilmeleri mümkün değil...Bu hedef ve beklentilerle,iddialarla ortaya çıkan siyasal partilerin ise, zaten bir kabus gibi , ülke ve toplumun üzerine çökmüş yapı ile başedebilmesi mümkün olmuyor.
İşte bu çelişkidir ki,toplumda umutsuzluğu ve çeresizliği besliyor.
Demokratik kurumlara,demokrasiye inancı törpüleyip köle ruhunun pekişmesine hizmet ediyor.Yaşamın ta kendisi olan siyaset çıkara endekslenmiş çaba olarak değerlendiriliyor.
Türkiye,bu çürümenin önüne geçmek zorunda.
Bu da basit değil ve karmaşık bir olay... Çünkü,bu olayın temelinde de özne insan...
Bıkmadan ve usanmadan insanımızın gönlüne ve yüreğine seslenmenin;demokrasi ve özgürlüğe olan inancını tazelemenin arayışını sergilemenin bıktırıcı ve kahredici yönünü biliyorum.
Zor...Gerçekten zor...Ama biliyorum ki,özlediğimiz güzellik ve hakettiğimiz yaşam bu zorluğun içerisinde gizli...
Çünkü,bu ülke ve bu ülkenin insanı bunu hak ediyor..Ötesi,insanca ve onurluca yaşamayı hepimiz hakediyoruz...

 
Köşe Yazıları
 
Kitap Kurdu Necati Diyorki
ARICAN "REALİTE, özgür kalemlerin adresi olacak" demiş.
Sen özgürlüğü görürsün!?