06 Eylül 2010
   
    Köşeler Sayfası

5-8-2003 KONU: “Basit adam”ın kerameti..! Görüntülenme
221
Bir ülkeyi yok etmek ya da ele geçirmek istiyorsanız, savaşı askeri alana taşımanız gerekmiyor. Çözmenin ve çökertmenin envai çeşit yolu ve yöntemi var...Bunu bir ulusal paronoya olarak yorumlayanlar, yakın tarihimizi incelemeli ve dersler çıkartmalı...
ün,Radikal Gazetesi’nin web sayfasında yeralan İsmet Berkan’ın “Kızıl Elma koalisyonu” başlıklı makalesini sevgili dostlar bana fakslamışlar.
Faksla yetinmeyip,Radikal’in web sayfasına girdim.
Sayfanın yan tarafında Dostoyevski’nin çarpıcı bir sözü: “Basit adam,karmaşık adamdan daha korku vericidir..”
Bu sözü okumadan İsmet Berkan’ın yazısını okursanız yazının yazılış amacı da yazarın dünyası da daha iyi anlaşılıyor.
***
Türkiye’de 12 Eylül sonrasının Özallı yılları ile fırtına gibi esen ve toplumun tüm dokusuna nüfus eden neoliberalizm rüzgarı yatıştığında,yaşamın her alanında ciddi bir değişim ve dönüşüme tanık olduk...
Uluslararası arenada siyasi planda Demir Leydi ile özdeşleşen bu alt üst oluş ekonomik planda Fredman ile özdeşti...Ve Türkiye’de gerek siyasi alanda gerekse de ekonomik anlamda bu ekonomik politikanın yaşama geçirilebilmesinin ön koşulu Pentagon’un “bizim çocuklar” olarak tanımladığı generallerin iktidara el koymaları ve geliştirdikleri anti-demokratik uygumalamalar ile mümkün olabildi.
Özallı yılları iki aşamada değendirmek gerektiğine inanıyorum.
Birincisi,Özal’ın uzlaşmasız bir şekilde Türkiye kapitalizmini uluslararası kapitalizmle bütünleştirme politikaları...
İkincisi,Özal’ın bu politikaların uygulanmasında iç ekonomik odaklarla ve siyasi güç çevreleri ile uzlaşma dönemi...
Özal’ın sonunu bu uzlaşma hazırlamış ve “erken ölümü” ne neden olmuştur.
***
Türkiye’yi Batı kapitalizmi ile bütünleştirilme çabalarının en önemli adımı ise çok partili siyasi yaşama geçişle birlikte DP iktidarı döneminde yaşanmıştır. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile Başbakan Adnan Menderes’in el ve gönül birliği ile bu yöndeki geliştirdikleri cüretkar politikalar daha 27 Mayıs gerçekleşmeden hüsranla sonuçlanmış ve bu entegrasyon sürecinin yolunu açanları 27 Mayıs’ta ipe götürmüştür.
Bu yönüyle 50’li yıllarda Menderes,Polatkan ve Zorlu’nun kaderi Özal’ın kaderi ile ortak yönler taşımakta...
Ayrıca,DP ile ANAP’ın Batı ile ekonomik ve siyasi bütünleşme çabaları ile AKP’nin bu yöndeki politikaları birbirine karıştırılmamalı...
DP ve ANAP’da entegrasyon çabası ve politikaları doğallık taşır.Sırıtmaz...Doğrudan belli iç dinamiklere dayanır ve dayandığı sınıfsal güçlerin çıkarlarına hizmet eder.Bu nedenle,DP ve ANAP politikalarına karşı gelişen muhalefetin de bir doğallığı ve anlaşılırlığı vardır.
Onun içindir ki,tüm liberal söylemine rağmen geçmişde DP saflarında yer almış ve geleneksel planda AP,DYP ve ANAP içerisinde siyaset yapmış kadroların ya da oy vermiş insanların AKP’yi sindirme zorluğu burada aranmalı...
Tam da bu nokta da bir saptama yapmakta yarar var:AKP, Batı kapitalizmi ile bütünleşme anlamında geçmişdeki tüm siyasi gelenekleri,kuralları,sınırları bir yana iterek DP,AP ve ANAP geleneğini bile sollamış durumda...Bu sağın geleneksel kadroları ve oy vermiş insanlarına kaygı ve ürküntü veriyor.Çünkü,bunun faturası Türkiye’ye de AKP yönetimine de çok daha farklı ve ağır olacaktır...
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş ve varoluş nedenlerine, değerlerine tavır alanlar önce Devleti Cumhuriyetçilere karşı yabancılaştırdılar.. Ve bunu başardılar..!
Ancak, bunu başaranların yıllardır izlediği işbirlikçi ve gerici ekonomik politikalar sonucunda Cumhuriyetçilere yabancılaşan Devlet,ülkeye ve millete yabancı hale geldi.Bugünkü sorun budur..!
***
Türkiye’de 1923 Devrimi’ni ve devrimci değerlerini çağdaş Türkiye’nin yaratılmasında hareket noktası olarak kabul etmiş siyasi kadrolar ile bunların yarattıkları devletin yabancılaşması ülke ve toplum için tarihsel bir açmazdır.
Özellikle Mustafa Kemal’in hastalığı ve yaşamını kaybetmesi ile birlikte gelişen bu açmazı derinleştiren bir diğer temel unsur,Kemalist kadroların tasfiye sürecinin başlamasıdır(Bu süreç kurtuluş savaşı yıllarında başlamış ve Mustafa Kemal’in tüm direncine rağmen engellenememiştir.).
Osmanlı’nın reddi temelinde oluşan yeni ve genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti,kendi yönetsel kalıplarını ve kadrolarını gerçek anlamda yaratıp, koruyamadan, geliştiremeden idari anlamda statükoculuk,politik anlamda Cumhuriyet karşıtlarının eline geçmeye başlayarak,işbirlikçi bir kimlikle kendi varoluş nedenlerini inkar eder hale gelmiş;devlet-vatandaş yabancılaşması bu yıllarda başlamıştır.Yabancılaşma devletin ve siyasi kurumların,kadroların yozlaşması ile birlikte yürümüştür.
Bu süreci belirleyen Osmanlı’dan miras alınan ekonomik alt yapıdır.Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı zafer ile sonuçlandırmış ve savaşın göbeğinde ulus devletin temellerini atmış Mustafa Kemal ve arkadaşları,büyük ölçüde tarıma dayalı ve ilkel şartlarda sürdürülen üretimin Devlet eliyle ve ulus devleti gözeterek biçimlenmesinin öncülüğünü üstlenmişlerdir.İzmir İktisat Kongresi ile Mustafa Kemal,ulusal burjuvazinin yaratılmasına ve güçlendirilmesine dönük izlenecek politikanın köşe taşlarını ortaya tüm çıplaklığı ile koydu...
Ancak,Rum ve Ermenilerin ülke ekonomisindeki varlığı ve ağırlığının ortadan kalkmasıyla boşluğu dolduran ticaret burjuvazinin hızla komprodor burjuva bir karaktere bürünmesi;üretim bilinci,disiplini ve kültüründen yoksun oluşu kolay para kazanma alışkanlığının ve işbirlikçiliğin gelişimini beraberinde getirdi.
Kendi devriminin bilincine,kültürüne, disiplinine sahip çıkamayan burjuvazi Cumhuriyet yönetiminin ulusal ve devrimci,laik tüm yanlarına karşı durarak,bir yandan emperyalizme sırtını dayayıp öte yanda feodal sınıflarla işbirliğini geliştirip,Cumhuriyet yönetimine,değerlerine tavır aldı.Mustafa Kemal Türkiyesi’nde siyasal gericilik prim yaparken,ulus devlete sahip çıkanlar;ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik,ulusal kalkınma ve ulusal kültüre sahip çıkanlar,ulusal siyaseti savunanlar adım adım geriletip,tasfiye edildiler...Kırıldılar...
Türkiye’nin ve toplumun bugün içinde yaşadığı s ıkıntılar ve sorunlar ile ilgili çok şey söylenip,sıralanabilir... Bir tek söylenemez...
Türkiye’nin bugün içerisine sürüklendiği belirsizlik, sıkıntı ve sorunların sorumlusu 1923 Devrimi’nde ve bu devrimi gerçekleştiren Mustafa Kemal ve arkadaşlarında aranamaz..!
Sıkıntı ve sorun,1923 Devrimi’nin değerlerine sahip çıkamayan,bu değerleri koruyup geliştiremeyenlerde hatta bu değerlere karşı düşmanlık güdenlerde aranmalı..!
***
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş ve varoluş nedenlerine,değerlerine tavır alanlar önce Devleti Cumhuriyetçilere karşı yabancılaştırdılar..Ve bunu başardılar..!
Ancak,bunu başaranların yıllardır izlediği işbirlikçi ve gerici ekonomik politikalar sonucunda Cumhuriyetçilere yabancılaşan Devlet,ülkeye ve millete yabancı hale geldi.Bugünkü sorun budur..!
Bugünkü sorunun sorumluları bu sorumluluğu üstlenmek yerine Türkiye’yi ve toplumu yeni açmazlara ve bunalımlara,sorunlara taşımanın arayışını,çabasını sergiliyor.Acz içerisine düşürdükleri devletive ulusu,şimdi AB standartlarına çekme adına Türkiye’yi ve ulusu emperyalizme köleleştirmenin;ülkeyi ve ulusu altından kalkamayacağı maceralara sürüklemenin ideolojik ve siyasal,kültürel propagandasını yapıyor...
Halk bu açmazı gürüyor..Bu açmazın tarihsel bilincine tam olarak sahip olamasa da yapılanları hissedip,kendince bundan sorumlu olanları beş yılda bir önüne gelen sandıkta cezalandırıyor...Ama bu kurtuluş için yetmiyor...
***
Bir ülkeyi yok etmek ya da ele geçirmek istiyorsanız, savaşı askeri alana taşımanız gerekmiyor.Çözmenin ve çökertmenin envai çeşit yolu ve yöntemi var...Bunu bir ulusal paronoya olarak yorumlayanlar,yakın tarihimizi incelemeli ve dersler çıkartmalı...
“Ulusal siyasa demekle anlatmak istediğim şudur: Ulusal sınırlarımız içinde, herşeyden önce kendi gücümüze dayanarak
varlığımızı koruyup, ulusun ve ülkenin gerçek mutluluğuna ve
bayındırlığına çalışmak; gelişigüzel, ulaşılamayacak istekler peşinde ulusu uğraştırmamak ve zarara sokmamak; uygarlık dünyasının uygarca ve insanca davranışını ve karşılıklı dostluğunu beklemektir.”
İşte bu 600 küsur yıllık Osmanlı egemenliğinin paramparça olmasından sonra genç Türkiye Cumhiriyeti’ni kuranların,Mustafa Kemal’in çıkarttığı ders..!
Bu derste, “sakın ha...Bizi köleleştirmek isteyen ülkelerle ilişki kurmayın...Türkiye’nin sınırlarına duvar örüp,dünya ile ilişkilerinizi kesin...Kapalı ekonomi izleyin..” falan yok...
Bunun aptalca bir anlayış olacağını Mustafa Kemal de,bugün ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenliğimize sahip çıkalım diyenler de söylemiyor...Böyle bir şey yok..!Çünkü,kimsenin aklı ile zoru yok..
Hele hele konu uluslararası diplomasi ve hukuk ise bunun kuralı tektir:ülkelerin karşılıklı çıkarları...İşte siz bu çıkarları değil gözetmek sürekli önünüze konan faturayı ödemekle mükellef kılınıyorsanız,bu nokta da sıkıntı var demektir...
***
Rahatsızlar...İsmet Berkan da doğal olarak rahatsız...
Öyle ki,Türkiye’de ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik ekseninde biraraya gelinmesini “Kızıl Elma” tanımlaması ile “turan” hülyası ile örtüştürüyor... (Ne alakası varsa!?)
AB’ye secde etmenin demokratlığın vazgeçilmez koşulu olarak gören Berkan, bu zeminde yer alan solcuları “kendilerine utanmadan sol adını veren”ler diye nitelendirme hakkını bile kendisinde görüyor...
Sonra,Kemalist milliyetçilik ekseninde sağ ve solun toplaşmasından sevinç duyduğunu garip bir şaşkınlıkla dile getiriyor...Ve tabii ki, gerçekte sevinçliyim derken de yalan söylüyor... Üzülüyor... Hınçlanıyor...
Çünkü, Berkan ve Berkan gibiler bu ülkede sağ ve sol olarak kategorize olmuş kesimlerin ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik amacı ile biraraya gelmesinin ne anlama geldiğini çok iyi biliyor... İşbirlikçiler için biliyor.. Emperyalizm için biliyor...
İşte bu “mütareke basını”dır..!
Bakın nasıl yakalanıyor:
“CHP nerede duruyor? Kuşkusuz CHP net biçimde AB’den yana tavır alıyor, Meclis’de AB uyum paketlerini firesiz destekliyor.Ama aynı CHP, bazı söylemleriyle de ‘Kızıl Elma’ koalisyonuna hayli yakın durabiliyor zaman zaman. Nitekim bu yüzden bazı Kürt kökenli milletvekilleri CHP’yi solcu olmamakla suçlayıp partiden istifa ettiler..”
Bu,ifadeler ve yorumlar,CHP’nin kuruluş ve varoluş nedenlerini sorgulayan ve tarihine yabancılaştığı yönündeki eleştirilerin de ne kadar haklı ve yerinde olduğunun göstergesi...
Berkan ve Berkan gibilerin demokratlık kriterleri AB’nin istençlerine ve taleplerine tabi...Bu istençlerin ve taleplerin Türkiye açısından ne anlam içerdiği hiç mi hiç bunları ilgilendirmiyor...Çünkü,bunların ortak sorunu yaşam buldukları ülkeye ve ulusa güvenmiyorlar.Onlar için TC kimliğinin AB kimliği karşısında hiçbir hükmü yok..!Bunların kimliği EURO ve Dolar’dır...Bu “mütareke aydınları” : AB üyesi ülkelerin, konu ulus devletleri olduğunda birbirlerine nasıl şahinleştiklerini gizleyecek kadar kendilerinden geçmiş durumdalar..
Bunlara göre, Türkiye’nin bir Kürt sorunu olduğunu kabullenen ama bu soruna AB ve ABD kriterlerine göre bakmayan,politika geliştirmeyen CHP, solculuğuna gölge düşürüyor, demokrat olma hakkını kaybediyor..!
***
Bunun içindir ki,Berkan, “kafası karışık”lardan söz ediyor...
Doğrudur..!Bu ülkede insanların kafası karışık... Dostoyevski’nin sözüne dönersek, “karmaşık adam” ile “basit adam” ikilemini ve hangisinin tehlikeli olduğunu iyi anlamak lazım...Sorun karmaşa da değil, “basit adam”da...
Korkun bunlardan..!

 
Köşe Yazıları
 
Kitap Kurdu Necati Diyorki
ARICAN "REALİTE, özgür kalemlerin adresi olacak" demiş.
Sen özgürlüğü görürsün!?