|
|
28-7-2003 |
KONU: 12 Eylül’ü bekleyin...! |
Görüntülenme
188 |
MGK toplantısı sonrası Cumhurbaşkanı Sezer, ABD’nin Irak’a yönelik Türkiye’den asker talebine sıcak bakmadığını ve asker gönderilmesine karşı olduğunu açıkladı.
Ötesi var...Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,ABD’ne yaptığı ziyarette ve ikili görüşmeler sonrası yaptığı açıklamada,bir yandan ABD’nin asker talebini TBMM’nin değerlendireceğini belirtirken öte yandan karar konusunda aceleci davranacakları açıklamasında bulunuyor...
Konunun AKP hükümeti nezdinde yeni sorunlara gebe olduğu açık...Bir çok AKP’li vekil,Türkiye’nin Irak’a asker göndermesinin yanlış olduğunu şimdiden kamuoyu ile paylaşırken,olası bir “tezkere” oylamasında talebin Meclis’den geçmesi mümkün görünmüyor.
Kime rağmen?
ABD’ne rağmen...!
Kime rağmen?
Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e rağmen...!
Kime rağmen?
Çıkarlarını ve varlıklarını ABD’nde gören işbirlikçilere rağmen..!
Daha da önemlisi,başından itibaren ABD’nin Irak’a askeri işgaline karşı çıkan halka rağmen..!
AKP kan kaybediyor...Özallı yıllardan sonra sandıktan tek başına iktidar olarak çıkmayı başaran AKP,daha bir yılını dolduramadan siyasi varlığını ve gücünü hızla kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya...
Türkiye’nin sorunu iktidar değil...Türkiye’nin sorunu muhalefet...!
Ortada,iktidara karşı halkın güven duyarak ardına düşeceği bir muhalefet partisi yok...Muhalefet partilerinin ittifak arayışları da bu nokta da başlıyor.
Muhalefet derkende,sol’u değil, sağı ,özellikle de merkez sağa dikkat çekiyoruz...Çünkü,ana muhalefet partisi olmasına rağmen oy kaybeden CHP’nin üst yönetiminin solda birlik veya ittifak arayışları zaten yok..!Sağ da ise,DYP ve ANAP arasında yerel seçimlere dönük başlayan yakınlaşmaya önümüzdeki dönem MHP ve BBP ‘de eklemlenirse kimse şaşırmasın...
İlginçtir..!
Siyaset,siyasetçi tarafından iktidar amacına dönük ve iktidar iddiası ile yapılır.Türkiye’de bu kural sol için geçerli değil.Sol,muhalefete oynamayı,bölünüp,parçalanmayı tercih ediyor...Sağ ise bütün paydaları ile adeta bir torpido gibi iktidar hedefine kitlenerek,bu yol da herşeyi mübah görüyor...
Bu yönüyle merkez sağdaki konumunu pekiştirmek ve rakiplerini siyasi yaşamdan tasfiye etmek isteyen AKP,yerel seçimlerde son vuruşu yapmak istiyor.3 Kasım da AKP’nin sandıkta gösterdiği başarıyla geleneksel merkez sağ partilerin Meclis dışına itilmesi AKP’nin fiili başarısı değildir.Bu sonuç,halkın sandığa yansıyan dolaysız tepkisinin ürünüdür.Bu doğal tepkinin fiili ve somut bir tepkiye dönüşmesini gerçekleştirmek için AKP,önümüzdeki yerel seçimlere tüm ağırlığını koyacak.Bu yönde öncelikli tehdit olarak görülen GP ve lideri Uzan’ın ne şekilde olursa olsun önümüzdeki yerel seçimlere kadar işi görülmeye çalışılacak..!
Ancak,AKP için,evdeki hesabın çarşıya uymayacağı da açık bir gerçek...!
Birincisi,3 Kasım öncesi AKP’ye yönelerek mevcut siyasi yaşamın figüranları ile hesaplaşan seçmen AKP hükümetinin icraatlarından memnun değil...Bu memnuniyetsizliğin yerel seçimlerde sonuçları ne yönde etkileyeceğini bugünden öngörmek güç...
İkincisi,yerel seçimlerde siyasi partiler kadar adaylar da önemli...Özellikle başta İstanbul olmak üzere İzmir,Ankara,Bursa gibi metropol kentlerde muhalefetin başarısı siyasi yaşamda yeni bir dönemin kapılarının açılmasını beraberinde getirecek...
Bu,erken genel seçimdir..!
AKP’nin yerel seçimlerin mağlubu olarak muhalefetin erken seçim tartışmalarına ve dayatmalarına uzun vadeli direnebilmesi mümkün değil...
Bu süreci etkileyecek bir diğer önemli unsur ise,Yargıtay 6.Ceza Dairesi’nde 12 Eylül 2003 tarihinde görülecek davadır...
DYP’nin 3 Kasım seçimlerinden hemen sonra Ankara Ağır Cieza Mahkemesi’ne götürdüğü davadan söz ediyoruz.Seçim öncesi DEP’in örgütlenmesini tamamlamadan ama tamamlamış gibi göstererek seçimlere girdiğini iddia eden DYP, davayı kazandı ve DEP’i mahkum etti..!
Şimdi dosya Yargıtay 6.Ceza Mahkemesi’nde ve Adli Tatil nedeniyle dosyanın görüşülmesi 12 Eylül’de gerçekleşecek...Yargıtay Başsavcısı,mahkeme kararına uygun olarak DEP’in cezalandırılmasını istiyor.Yargıtay’ın sahtekarlığı tesbit ederek,daha önce verilmiş mahkeme kararını onaması durumunda YSK toplanarak,durumu ve en önemlisi 3 Kasım seçim sonuçlarını değerlendirecek. DEP’in 3 Kasım seçimlerinde aldığı % 6.5 oy geçersiz sayılacak ve DYP’nin Meclise girme hakkı doğacak..!
26 Temmuz tarihli Yarın Gazetesi’ndeki makalesinde Taki Doğan,YSK’nın bu durumda seçimleri iptal etmeyeceğini ama DYP’nin 63 milletvekili ile Meclise gireceğine dikkat çekiyor...
Buna göre,AKP 40 milletvekilinden,CHP 23 milletvekilinden vazgeçecek..!Örneğin,Balıkesir’de DYP’den İlyas Yılmazyıldız yeniden vekil olarak Meclise girecek..!
Kötü mü olacak?
Hayır..!
İlyas Yılmazyıldız gibi Bandırma ve bölgenin sorunlarını çok iyi bilen ve Ankara bürokrasi trafiğini evinin yolu gibi çözmüş bir kişinin yeniden vekil olması sadece DYP’de değil,Bandırma ve bölgede BAYRAM havasında karşılamalı...
Siyasi yaşamımızda böylesi bir olayın örneği var mı?
Taki Doğan, “var”diyor...Bilecik’ten Bahattin Şeker bu şekilde Meclise girmeye hak kazanmış...!
Kuşkusuz,YSK’nın alacağı karar,Meclis tablosunu ve siyasi yaşamımızı da doğrudan etkileyecek...AKP, tek başına istediği yasayı istediği şekilde Meclis’den geçirme olanağını ve kolaycılığını kaybedecek...Meclis’in tek ana muhalefet partisi olarak “suskun muhalefet” sergileyen CHP,Meclise DYP’nin girişi ile rahatlayacak...
Yerel seçimler öncesinde Yargıtay’ın vereceği karar ve YSK’nın tavrı önümüzdeki yerel seçimleri de etkileyecek...
Onun için 12 Eylül’ü bekleyin...Yeni bir askeri darbe için değil,siyasi yaşamın tekdüzelikten çıkması ve Meclis iradesinin millet iradesi ile bir nebze daha buluşabilmesi için 12 Eylül’ü bekleyin..!
***
Bürokrasiyi siyasi vesayet
altında tutmayın..!
AKP iktidarının icraatlarında en çok tartışılan ve eleştirilen konuların başında atamalar geldi...Hala tartışılıp, sorgulanıyor...Atamalar Bandırma ve bölge kamuoyunda da çok tartışıldı, sorgulandı ve muhalefetin tepkisini üzerine çekti...Ancak,bürokraside atamalar kadar hatta atamalardan daha tehlikeli gelişmeler yaşanıyor...
AKP il ve ilçe yönetimlerinin,teşkilat bazında gerçekleşen işbölümü ve sorumluluk dağıtımı ile kamu kurum ve kuruluşlarını kendi aralarında paylaştıkları ve denetime aldıkları iddia ediliyor...
Örneğin,Bandırma’da...AKP içinde gerçekleşen işbölümü sonucu Liman İşletme’nin ya da hastanelerin belli yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna verildiği ve bu kişilerin “bir üst amir” ya da “kamu yöneticisi”, “müfettiş” edasıyla daire müdürlerini denetlediğine dikkat çekiliyor.
Herkes haddini ve sınırını bilmeli... Türkiye Cumhuriyeti Devleti uyduruk bir devlet değil,hukuk devletidir.Faşizan ya da teokratik bir anlayışla, demokratik ve yasal yollardan iktidara gelmiş bir siyasal partinin kendisini ve kadrolarını DEVLET İLE BÜTÜNLEŞTİRMESİ kadar büyük bir yanlış olamaz..!
“Görevden alınırız” korkusuyla AKP’nin kamu kurum ve kuruluşlarında sergilediği iddia edilen bu anlayış ve tutumuna seyirci ve sessiz kalan bürokratlar da suç işlemekteler.İlgili ilgisiz kimselerin elinde kamu kurum ve kuruluşlarının dosyaları, evrakları, yazışmaları dolaşmakta..!
Buna kimin hakkı var?
Daire müdürlerinin işleri gereği yapmaları gereken görüşmeler ya AKP kadroları tarafından ya da daire müdürleri ile birlikte gerçekleştirilmekte...
Eğer,bu iddialar doğru ise, devleti ve devletin bürokratını böylesine aşağılamaya kimin hakkı var?
|
|
|
| |
Köşe Yazıları |
|
|
 |
Kitap Kurdu Necati Diyorki |
ARICAN "REALİTE, özgür kalemlerin adresi olacak" demiş. Sen özgürlüğü görürsün!?
|
|
|
|