|
|
10-7-2003 |
KONU: Devlet ve Ülkücüler..! |
Görüntülenme
232 |
Süleymani’ye de 11 Türk askerinin ABD askerleri tarafından esir edilmeleri ve serbest bırakılmaları sonrası olayın yankıları, tepkileri sürüyor.
Dün,NATO kaynakları 4 Temmuz Cuma günü gerçekleşen ABD operasyonunun “perde arkası” ile ilgili değişik açıklamalar yaptılar..
Aslında,operasyon ve Türk askerlerinin esir edilmeleri ile ilgili hangi senaryo, nerede ve nasıl yazılır ise yazılsın,olayın ardında yatan gerçeği tüm Türkiye biliyor...
Birincisi,ABD ve diğer emperyalist ülkeler,Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi ve paylaşılması davalarında Türkiye’nin gölge bile etmesini istemiyor...
İkincisi,bölgenin yeniden yapılandırılması ve paylaşımında ABD ve diğer emperyalist ülkeler,Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurma amaçlarını gün be gün gerçekleştiriyor.Ancak, Türkiye’nin böylesi bir oluşuma karşı çıkması ve TSK’nin Kuzey Irak’taki askeri varlığı, istihbarat faaliyetleri,özel güvenlik birimlerinin bölgede cirit atması kimsenin işine gelmiyor...
Üçüncüsü,ABD ve diğer emperyalist ülkeler,Irak’ta insan hakları ve azınlık sorunu olarak Kürtleri ön plana çıkartırken,Türkmenler “baş ağrısı”sorun olarak nitelendiriliyor. Yeniden yapılandırma ve paylaşımda Türkmenlere biçilmiş bir misyon yok!.. Ancak,Türkiye’nin Irak’ta Türkmen kartına oynaması başta ABD olmak üzere tüm emperyalist güçleri rahatsız ediyor...
Dördüncüsü,Türkiye,Ortadoğu’da emperyalist yeniden yapılandırma ve paylaşım savaşında zamana oynayarak,oyunun deşifrasyonuna ve ABD askeri güçlerinin uzun zaman dilimi içerisinde yıpranmasına ve bölgeden çekilmesine kendi “mütevazi” katkısını sunmaya çalışıyor.Çünkü,ABD’nin ve emperyalist ülkelerin Irak nezdinde amaçlarını gerçekleştirmeleri,Ortadoğu’ya barış ve huzuru getirmeyeceği gibi,Türkiye de emperyalizmin dolaysız hedefi haline gelecektir.Onun içindir ki,TSK,Irak’ın,ABD ve müttefikleri için “batak” olmasını dışa vuramasa da gönülden istiyor.
ABD,Türkiye’nin Irak nezdinde TSK aracılığıyla geliştirdiği politikayı başından beri biliyor ve izliyor. Bu politikadan ABD’nin memnun olduğunu söyleyebilmek mümkün değil..! Bir anlamda 1.Tezkere falan olayın hikayesi...ABD’nin rahatsızlığı gerçekte bu noktada aranmalı.
Ve,belki de Cumhuriyet tarihinin en büyük soğuk savaşı TSK ile Pentagon arasında Irak’ta yaşanıyor!
Yola ve dize getirilemeyen Türk Silahlı Kuvvetleri Kurmay Heyeti,Hollanda basınında çıkan haber, yorumlara göre Pentagon tarafından son olayla “test” edilmiş..!Bunun gerçeğe yakın bir yorum olduğu söylenebilir... Pentagon,yapılan açıklamalar da dikkate alındığında,TSK’nin ve Türkiye’nin nabzını ve refkeslerini yokluyor...
Buna eklenecek bir diğer unsur ise,Pentagon’un,TSK’nin Irak’a yönelik ilgisini kırmaya dönük olarak Türkiye’de törörü azdırmaya çalışıyor.Bölge valiliklerinin son açıklamaları dikkate alındığında,PKK/KADEK militanlarının Irak ve İran üzerinden Türkiye’ye girişlerinin yoğunlaştığı ve eylem hazırlıkları içerisinde olduklarına dikkat çekiliyor.Hangi amaca hizmet ettiği bilinmeyen kişiler “canlı bomba” olarak ülkeye sokulurken,gelişi güzel yerlerde bombalar patlıyor.
Çünkü,yüzünü dışa dönmüş ve bölgesel sorunlarda söz sahibi olmak isteyen bir Türkiye istenmiyor...
NATO kaynaklarına göre, Süleymaniye’de TSK mensubu askerlerimiz Türkmenleri askeri olarak eğitiyorlarmış..!
Ne var bunda?
ABD,K.Irak’ta yıllarca Talabani ve Barzani güçlerini eğitip,silahlandırırken herhangi bir sorun yaşanmıyor da Türk askerinin her türlü korunmadan mahrum kılınmış Türkmenleri eğitip,silahlandırmasının ters olan yanı ne?
Aynı ABD,NATO müttefikimiz olmasına karşın PKK ile görüşmeler yaparak,PKK militanlarına lojistik ve askeri destek sunmadı mı?
Eğer,sorun hak hukuk olayı ise,kıtalar ötesinden bölgeye gelmiş ABD askerine göre Irak ile sınırdaş olan Türkiye’nin askeri eylemliliği daha anlaşılır ve kabul edilebilir bir olay değil mi?
Ancak,NATO kaynakları,bazı eski özel harekatçılar ile ülkücülerin de bölgede organize faaliyet içersinde bulunduklarını ve Türkmenleri Kürtlere karşı kışkırttıklarını belirtiyorlar...
Burada durmak ve olayın bu yönünü sorgulamak gerek...!
Ülkücülerin ,geçmiş yıllarda da benzer uluslararası olaylarda isimleri gündeme geldi.Ülkücüler,uluslararası alanda karıştıkları bir çok olayla devletin önüne kondu..!
Ülkücüler,yasal ve Siyasi Partiler Yayası’na göre kurulmuş MHP’nin gençlik tabanını oluşturan ideolojik ve politik bir hareket.Bir siyasi partinin, yasa ve mevzuatın dışına çıkarak,kendisini devlet ile devletin ilgili güvenlik birimleri ile örtüştürüp, özdeşleştirmesinin acı sonuçlarını Türkiye geçmiş yıllarda yaşadı.Bunun bedelini fazlasıyla kendisine ülkücüyüm diyen gençlik de yaşadı.
Ülkücü hareket ve ülkücü gençlik,Türkiye’nin toplumsal ve siyasal planda en hareketli olduğu günlerde farklı güç ve çıkar odakları tarafından tepe tepe kullanıldı.Toplumsal çatışmanın körüklenmesinde ülkücü harekete rol biçilip,ülke gençliği sağ-sol olarak ayrıştırılıp hoyratça ve alçakça kırıldı.
Bu nedenle,ülkücü gençliğin K.Irak ve Türkmenler konusundaki ulusal hassasiyetini, tepkisini hatta öfkesini anlamak mümkün. Ancak,bu hassasiyet,tepki ve öfke kendisine farklı kanallar ve çıkış noktaları arar ise en başta bu savundukları ve inandıkları Devlete zarar verecektir...
Ülkücü,Türkmenlerle ne yapar?
Düşünün...!Irak kaosunda yok olmamak için birleşin ve örgütlenin;varlığınıza dönük saldırganlıklara karşı mücadele edin, der...Bunun için ülkücü olmak gerekir mi,hayır!Bunu biraz vicdan,insaf sahibi her yurttaş söyler...(O zaman bu iddiayı ortaya atanlar,ülkücüleri bahane edip eylemlerini meşrulaştırmanın çabası içersindeler mi? Bu da mümkün!)
İyi de,Türkiye’nin kendisi elden gidiyor..Asıl sorun,burada...!Cumhuriyet tarihinin en utanç verici olayında,Türkiye’den yükselen tepkinin cılızlığına bir bakın!..
Kuşkusuz,bunları yazma ihtiyacını, haber kanallarından geçen “Nato kaynaklı” habere dayanarak kaleme alıyorum...
Burada da durmak ve “Nato kaynaklı” haber ne demek sorgulamak gerek...
***
Ülkemiz basın ve yayın kuruluşları,haber aparatları ve izlenen haber ve yayıncılık politikaları bir bütün olarak ele alındığında,Türkiye’nin bu yönüyle de ciddi bir kuşatılmışlık içersine girdiği görülecektir.
Ülkemiz basını ve basın çalışanları,yazar ve aydınları,hatta sanatçıları özellikle son 20 yıldır başta Almanya olmak üzere değişik ve Türkiye’ye dönük hesapları olan ülkelerin ilgi alanı içerisindedir.
Başta, Alman Konrad Adenauer Vakfı olmak üzere değişik uluslararası basın ve yayın kuruluşları,vakıfları aracılığıyla , milyonlarca Euro/Dolar harcayarak ülkemiz basınını Aytemur Kılıç’ın deyişi ile “MÜTAREKE BASINI” olarak kullanmakta...Türkiye’de çıkarlarına dönük kamuoyu oluşturma ve halkı yönlendirme; çıkarlarına ket vuran kurum ve insanları karalamak ve sindirmek gibi çok yönlü emperyalist amaçlara dönük olarak “DEZENFOR-MASYON” faaliyetleri sergilenmekte...
İşte,haber ajanslarına geçilen ve ABD’nin 11 Türk askerini yaka paça esir etmesi olayında, Türkiye’yi ve TSK’yı uluslararası kamuoyundan öte ülkemiz kamuoyunda güç ve hatta suçlu duruma düşürecek iddialar, kaynak gösterilmeden “NATO kaynakları” gibi yuvarlak ifadelerle kamuoyunun gündemine taşınmakta...
Kim söylemiş;nerede ve ne zaman söylemiş belli değil...? Öne sürülen iddiaların gerçekliği ne,o da belli değil..!
Ama,bu mesnedi olmayan iddialar bir sonraki gün yaygın basın ve görsel medyanın bir anda gündemine “HABER” diye oturtulabiliyor..!
Bunun adı da,habercilik oluyor..!Bunun adı “mütareke basını”,yapılan habercilik ise “dezenformasyon”dur...!Bu tür basın ve yayıncılık faaliyeti içersinde olanların izi sürüldüğünde ise ortaya hiç de garip olmayan çıkar ilişkileri yumağı çıkıyor...
Örnek mi?
Mehmet Altan..!
Süleymaniye’deki olay ile ilgili makalesinde Altan,olayın süpriz olmadığını, ABD’nin defalarca Hükümeti ve Genelkurmayı uyardığını; Türkiye’nin K.Irak’taki askeri varlığını bir an önce geri çekerek,Türkiye’deki Kürt sorununu çözmesi gereğine işaret ediyor...
Altan’ın,Süleymaniye’deki utanç verici durumdan çıkartabildiği sonuç bu!
Altan’ın yazdıklarını ABD de ,işbirlikçi peşmergeler de söylüyor...Avrupa Birliği de “tabii doğru”diyerek gönülden alkışlıyor...
Kimi dikkate alacağız,nasıl alacağız...?
***
Aylar önce Türkiye bir Karen Fogg olayı yaşamış ve Fogg’un emailleri Aydınlık tarafından deşifre edilince,yer yerinden oynamıştı...
Anımsayın...İncelemeyen,mutlaka bunları inceleyip,Türkiye üzerine oynanan oyunu daha iyi kavrayabilmek için bilgilenmeli...
Sorun,ne AB ne de Amerikan düşmanlığı yapmak değil...Hiçbir ülkenin ve insanlarının düşmanı değilim,olamam da..!Tam tersi,benim ülkemin insanlarında yabancıya karşı düşmanlıktan öte genel olarak hayranlık vardır...Bir yabancı ülke insanı gördüğünde ilgiyle izler...Yabancı dil bilmese de bir şekilde ilişki kurmaya ve yardımcı olmaya çalışır...Biz de yabancının rahatlığı evsahibinin onurudur.Böylesi bir ulusun çocuklarının anlamsız düşmanlıklarla işi olmaz..
Peki,neyin rahatsızlığını duyuyoruz?
Bizim saygıda kusur etmediğimiz ülkelerin ve insanlarının Türkiye’ye dönük emperyalist dürtülerle ve politikalarla hareket etmesinden rahatsızlık duyuyoruz.Sıkıntı tam da bu nokta da başlıyor..!
Biz,Fogg’un ülkesinde , Fogg’un ülkemizde sergilediği gibi faaliyetler, örgütlenmeler, eylemlilikler içerisine girmiyoruz...Alerji bu nokta da başlıyor...
Örneğin,Türkiye’nin Almanya basınını ele geçirip,etkileme,yönlendirme faaliyeti yok! Besleme gazeteci ve yazar bulma,kullanma diye bir çabası da yok..!
Almanya’da binlerce Türk, yabancı işçi olarak çalışmasına ve bu insanlar Türkiye ile sürekli ilişki içerisinde olmalarına rağmen, Türkiye’nin bu insanlar aracılığıyla Almanya’da nüfus kurmak; Almanya’nın iç ve dış siyasetini belirlemek gibi bir derdi de yok...!
Ya da, İspanya’da BASK sorununa el atıp ETA ile ilişki kurmak,militanlarını eğitmek,silahlandırmak,lojistik destek sağlamak; İrlanda’da İRA ile ilişki kurup,benzer ilişkileri kotarmak;ABD’de Kızılderililer ile ilgili etnik hak arayışları gibi dertlere sahip olmak bizlere yıllarca aptalca gayretler olarak geldi...
Bunun büyük ve güçlü devlet olmak esprisi ile de yakından uzaktan bir ilişkisi yok..!
Çünkü işin özü,bir ülkenin uluslararası diplomasi ve hukuk gereği bir başka ülkenin iç işlerine karışmaması ile ilgili bir olay bu...
Türkler,komşusuna yan gözle bile bakmayı; ilgiyi abartmayı sevmezler... Bu, bizlerin doğasında var..!
Ötesi,değişen dünya koşullarında falan filan birşeyler denebilir...Kuşkusuz,halkına zorbaca davranan bir rejim ile ya da saldırganlığı,yayılmacılığı ilke ve amaç edinmiş bir ülke ile ilişkileriniz dostane olamaz.Ancak,bunun bile uluslararası kuralları,kurumları var..!
Günümüzde,başta ABD emperyalizmi olmak üzere emperyalist üllkeler,insanlık tarihinin tüm evrensel değerlerini piçleştirerek,kendi soysuz emellerine alet ettiler.Bunu görmek ve bilmek zorundayız.
Örneğin,1.Dünya Savaşı Sonrası yıllarda dünyada hızla kabul gören ve emperyalist sömürgecilik altında inim inim inleyen 3.dünya ülkelerinin, ulusların kendi geleceklerini özgürce tayin etmeleri hakkını evrensel demokratik bir ilke haline dönüştürüp,bayrak yapmaları olayı...
O yıllarda bu demokratik ve insani talebi zalimce görmezden gelerek,sömürgecilik ilişkilerini dayatanlar, günümüz dünyasında ulus devletleri emperyalist çıkarları için param parça edebilmek amacıyla, bu demokratik ve insani talebe dört elle sarılıyorlar...
Bunu görmek ve bilmek zorundayız...
***
Tarihte burjuvazi,feodal beylikleri, saltanatları yıkarak ve yerel iktidarları ,kentleri birleştirerek ULUS DEVLETİ kurmanın ve kurumlaştırmanın öncüsü oldu...
Ulus devletlerde palazlanan ve ulus devlet sınırlarını aşarak dünyayı pazarı olarak gören burjuvazi,ulusal niteliğini çoktan yitirdi. Günümüz dünyasında ulus devletler, uluslararası sermayenin baş düşmanıdır...
ULUS DEVLETİ kuran burjuvazi,ulusal kimliğini yitirerek günümüzde çetin mücadelerle kurulan ULUS DEVLETLERİN YIKICISI OLMA MİSYONUNA SOYUNMUŞTUR...
***
Dert budur..Davaları budur...Irak gerçeğinin altında da Türkiye’ye dönük oyunların ardında da bu çıplak ve tarihsel gerçek bulunmaktadır.
Dün,sosyalist sisteme ve sosyalizme karşı ABD ve AB ülkelerinin yanında saf tutanların şaşkınlığının altında da bu gerçek yatmaktadır.
Sosyalist sistem dağıldıktan sonra,yıllarca ABD ve AB ülkelerinin savunuculuğunu yapanlar bir anda ABD ve AB emperyalizminin iğrenç yüzü ile karşı karşıya kalmanın; işbirlikçilik konumundan uzaklaşamamanın sıkıntısını yaşar olmuşlardır.
Türkiye’de özellikle kendisini milliyetçi olarak tanımlayan kesimin günümüzde yaşadığı paradoksun altında bu sorun yatmakta...
Bence, solun büyük bir kesimi gibi bu kesim de hiçbir zaman ülke ve halk gerçekliğini anlayamadı, kavrayamadı.
|
|
|
| |
Köşe Yazıları |
|
|
 |
Kitap Kurdu Necati Diyorki |
ARICAN "REALİTE, özgür kalemlerin adresi olacak" demiş. Sen özgürlüğü görürsün!?
|
|
|
|