|
|
9-7-2003 |
KONU: Bandırma akciğerlerine sahip çıkmalı...! |
Görüntülenme
344 |
Evet..! Çok önemli..! Bandırma,
nefes alamıyor...Kentin akciğeri diye ortada
hiçbir şey yok..!
Bandırma,akciğerlerine sahip çıkmalı...Önce mevcudu koruyup,beraberinde de yeşil alanlarını genişletip,fukara sınırını çağdaş kent sınırlarına taşımalı...
Bandırma GÜMÇED’in kuruluşu ile birlikte gündemine aldığı, “BANDIRMA AKCİĞERLERİNE SAHİP ÇIK!” kampanyası bunun için önemli...
Yüz bini aşkın nüfusu ile 17 mahalleden oluşan Bandırma,2.000 hektar üzerine kurulu (Mücavir alan ile 3.500 hektar)...Yeni imara açılmaya çalışılan alanlarla bu rakam yaklaşık 5.000 hektara ulaşacak.
Hep söylene gelmiştir.Bandırma, çarpık ve plansız kentleşme konusunda örnek gösterilecek nitelik ve zenginlikte bir kent diye...
Ancak,bir kentin yapılaşmasında plansızlık ve çarpıklık nerede başlar ve nerede biter,Bandırma’da bilimsel olarak,konunun ehli olan kişi ve kurumlar tarafından sorgulanmadı.
Kuşkusuz,bu önce bir yöntem ve anlayış sorunu.Bandırma’nın kentleşmesinde kentin yönetiminden birincil derecede sorumlu olanlar ve bugünkü plansız ve çarpık yapılaşmada payı bulunanlarda yöntem ve anlayışın ne ölçüde bulunduğu da sorgulanabilir.
Ben,Bandırma’nın kentleşmesinde temel unsurun ihtiyaçlara göre biçimlenmiş rant talebinin etkin ve belirleyici olduğuna inanıyorum.Bugüne kadar, yerel yönetimler ,Belediye Meclisi,İmar Komisyonu bu amaca ve rant beklentilerini karşılamaya dönük olarak çalıştırılmış.İmara açılan her yeni alan çok katlı yapılarla doldurulurken; tek katlı ve müstakil yapılar da yıkılarak yerlerine çok katlı yapılar kondurulmuş!
Gerek Cumhuriyet öncesi ve gerekse Cumhuriyet döneminin ilk yıllarının Bandırma fotoğraflarını incelediğinizde,kentin sokak ve caddelerinin düzgünlüğüne,özellikle poyraza açıklığına ve yeşil dokunun zenginliğine tanık olursunuz.
Bandırma’da 50’li yıllarla birlikte başlayan yapılaşma kentsel özelliklerin doğrudan yıkılması anlamını taşımaz.Ancak,70’li yıllarla birlikte bu yapılaşma ve çok katlı beton yapılar yani apartman kültürü,kenti can evinden vurur.Denize bitişik nizamda imar paftalarında gerçekleştirilen oynamalarla 7 katlı 9 katlı apartmanlar,bir sur gibi karşınıza dikilir...Korkunç bir rant savaşı ile birlikte kentsel doku delik deşik edilerek,hiçbir bilimsel öngörüye,kent plancılığına,çağdaş kent anlayışına sığmayacak bir yöntem ve anlayışla kent merkezi ve adım adım çevresini, mahallelerini içine alan betonlaşma ile yerleşik nüfusa yabancı bir kent yaratıldı.
Şimdi sormakta yarar var:
- Bandırma bir deniz kenti midir?
- Evet..! Ancak,bir deniz kenti olan Bandırma’nın deniz ile doğrudan ilişkisi 500 metrelik bir sahil bandı ile sınırlıdır.Denize bitişik gerçekleştirilmiş çok katlı yapılar nedeniyle kentin büyük bölümü denizi bile görememektedir...
- Bandırma’nın geçmiş yıllardaki yeşil dokusu ne olmuştur?
- Cadde ve sokakları,orta refüjleri yeşilden,envai çeşit ağaçtan geçilmeyen Bandırma da,tarihinin en büyük ağaç katliamı gerçekleştirilmiş; belli bir kesime rant sağlamak amacıyla mevcut yeşil alanlar bile yapılaşmaya açılmıştır...
-Bandırma’nın tarihsel dokusu ne oldu?
- Acımasızca tahrip edilerek, yağmalanmıştır. Eski Rum ve Ermeni evleri,eski Türk evleri,iş merkezleri, çeşmeler, hamamlar, kültür yapıları bir bir yıkılarak yine belli bir kesimin rant taleplerine kurban edilmiş, bu alanlarda çok katlı yapılar kondurulmuştur.
Bu katliamın geçmişe dönük ssorumluluk ayaklarını SİYASİLER+ MÜTEAHHİTLER+BÜROKRATLAR oluşturmaktadır.Ve iyi kötü,BAL TUTAN PARMAĞINI YALAR inancı ile Bandırma’nın katline bilinçli olarak göz yumup,fiili olarak bu katliamda rol oynayanlar SAĞLANMIŞ RANTTAN PAYLARINI DA ALMIŞLARDIR. Alamayanlar da AĞLANMIŞLARDIR...
***
Ben,kent plancısı,mimar ya da mühendis değilim...Daha yazımızın başlangıcında bu opsiyonu koyalım.Yazdıklarımızın yanlışı,eksiği var ise konunun ehli olanlar çıkıp doğrusunu söyleyecekler...
***
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri HABİTAT II Kent Zirvesi’nin(3-14 Haziran 1996,İstanbul) değindiği en önemli noktalardan biri, “ İNSANLAR İÇİN YAŞANABİLİR ÇEVRE” idi...
Aynı şekilde,Rio Yeryüzü Zirvesi’nin 1 numaralı ilkesi ve HABİTAT II Eylem Planı’nın genel ilkesi, “SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMANIN ODAK NOKTASINDA İNSANLAR VARDIR.DOĞA İLE UYUM İÇERİSİNDE SAĞLIKLI VE ÜRETKEN BİR YAŞAM SÜRDÜREBİLMEK HER İNSANIN EN DOĞAL HAKKIDIR” denilmekte...
Konuya bu açıdan yaklaştığımızda, geçtiğimiz günlerde İnsan Hakları Komisyonu ile ilgili Bandırma Kaymakamı İsmail Gürsoy’un yaptığı açıklama akla geliyor. Komisyon kurulduğu günden bugüne, BİR TEK ŞİKAYET DİLEKÇESİ GİTMEMİŞ...! BİR TEK MÜRACAAT OLMAMIŞ!
Gönen’de de durum aynı...
Oysa ki, yurttaşlık bilinci ve sorumluluğu ile sadece ve sadece yaşadığımız ortamı sorgulamaya kalksak,İNSAN HAKLARI AÇISINDAN EN DOĞAL HAK OLARAK KABUL EDİLEN VE ANAYASAMIZIN DA TEMİNAT ALTINA ALDIĞI SAĞLIKLI YAŞAM HAKKIMIZIN YEREL YÖNETİMLER veya KAMU YÖNETİMLERİ TARAFINDAN GASP EDİLDİĞİNE YÖNELİK ONLARCA, YÜZLERCE, BİNLERCE ŞİKAYET DİLEKÇESİ YAZMAMIZ, SAĞLIKLI YAŞAM HAKKIMIZA SAHİP ÇIKMAMIZ GEREKİR...!
Ama,ne yazık ki,yurttaş olarak bunu yapmıyoruz.Yapmadığımız için de,kendi yaşamlarımızı imar ettiğimiz ve çocuklarımıza sunmaya çalıştığımız UCUBE kent yaşamlarının birincil derecede sorumluluları ile aynı sorumluluğu paylaşıyoruz...Doğa ile bırakın uyumu; doğal olan herşeyin acımasızca katledildiği,sağlıksız ve çirkin kentlerde yaşıyoruz.Yaşamın ve doğanın zengin renklerinden uzak bu kentlerde bırakın Bandırma’yı,insan soyunun varlığını koruyup,geleceğini güvence altına alabilmesi mümkün mü?
Bunu neden vurgulama ihtiyacı hissediyorum...Çünkü,bu önemli...Biz,millet olarak ve yurtaş olarak sorumluluk sahibi olmayı,sorumluluk almayı veya paylaşmayı bilmiyoruz...Hep,kendimiz dışında birilerini suçlamanın naif arayışını sergiliyoruz. Demokratik bir toplumda;demokrasi kültürünü sindirmiş ve yaşam tarzı haline getirmiş bir toplumda,tek taraflı sorumluluk olmaz.Kuşkusuz,Bandırma’nın bugünkü ucube kentsel yapısı ve yaşamının sorumluluları var..Ama,ya yurttaş olarak bu kentte yaşayan bizlerin edilgenliğinin, eğitimsizliğinin, örgütsüzlüğünün bu olayda hiç mi hiç rolü yok..?
Kent toplumu aktif yurttaşlar topluluğudur aynı zamanda.
Artık ,bunu bilmek,görmek ve yurttaş olarak gereğini yerine getirmek zorundayız...
***
Bandırma,insan ve doğa ilişkileri ile her iki yaşam alanının sınırları açısından sona dayanmış bir kent..!
Garip,sahipsiz ve çile çeken bir kent..!
Örneğin,çağdaş kentlerde kişi başına düşen yeşil alan oranı 15-20 m2 olarak kabul görürken,Bandırma’da kişi başına düşen yeşil alan 1.5 m2’yi bulmuyor..!
Aynı şekilde çağdaş kentlerde kenütin kurulduğu alan ile yeşil alan arasında bir oran var.Yeşil alan,toplam yerleşik alanın %30’una tekabül etmek zorunda...
Bu oran Bandırma’da %10’a bile ulaşmıyor..!
Bandırma Orman İşletme Müdürü Saim Çakır,tam da bu nokta da çarpıcı açıklamalar yapıyor.Birlikte bakalım:
- Bandırma’ya dışardan gelen birisi Konya’nın herhangi bir kentine girdiğini zanneder. Oysa ki,Bandırma bir ova kenti değil.
- Bandırma’nın sorunu ağaç dikilecek alanın olmaması...Alan üretilmeli.Alan üretilmesi durumunda,biz Orman İşletme olarak her türlü çalışmaya varız...
- Bandırma’da ağaçlandırma konusunda kurumlar ve kişiler arasında bir uzlaşma zemini kurulmalı ve koordineli bir çalışmayla ağacın vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğu anlaşılıp,buna uygun planlı programlı adımlar atılmalı.Bu da yok..!
- Bugün için geleceğe dönük en önemli ağaçlık alan Gross’un arkasındaki Bandırma Ormanı...Ayrıca,Bandırma’ya bağlanmış Kayacık mahallesi sırtlarından başlayarak Dutliman ve Sahil Yenice’ye kadar ormanlık bir alan oluşturulmalı.
- Öngördüğümüz alanda yaratılacak bir ormanlık alan başta hava kirliliği olmak üzere Bandırma’nın iklimini bile olumlu yönde etkileyecektir.Eğer,zamanında bölgedeki ormanlık alanlar korunup geliştirilmiş olsa idi Bandırma bugün suyunu Gönen’den getirmez idi...
Çakır,samimi bir bürokrat ve söyledikleri önemli.Ancak,söylenenlerin laf olmaktan çıkartılıp,resmiyete büründürülmesi ve fiiliyata geçirilmesi için yerel yönetim ile Kaymakamlığın öncülüğünde,sivil toplum örgütlerinin de katılımıyla organize insiyatifler geliştirilmeli...
Bu önemli mi?
Evet..! Çok önemli..! Bandırma,nefes alamıyor...Kentin akciğeri diye ortada hiçbir şey yok..!
Bandırma,akciğerlerine sahip çıkmalı...Önce mevcudu koruyup,beraberinde de yeşil alanlarını genişletip,fukara sınırını çağdaş kent sınırlarına taşımalı...
Bandırma GÜMÇED’in kuruluşu ile birlikte gündemine aldığı, “BANDIRMA AKCİĞERLERİNE SAHİP ÇIK!” kampanyası bunun için önemli...
***
2000 yılı Nisan ayında UNICEF, “Türkiye’de Çocukların Durumu” başlıklı hazırladığı “Ön Rapor”da, çıplak bir ülke gerçeğini yüzümüze vuruyor.
Bakın ne diyor:
“ Türkiye’de özellikle kış aylarında 5 yaşından küçük bebekler ve çocuklar arasındaki en yaygın hastalık,AKUT SOLUNUM YOLLARI ENFEKSİYONLARIDIR. Akut Solunum Yolları Enfeksiyonları Programları 1986’da başlatılmıştır ve 1998 yılına kadar nüfusun yarısını kapsar duruma gelmiştir...”
Neden ve niçin?
Evet..! Bu soruyu bebeklerimiz ve çocuklarımız adına sormalıyız...Hem de yüksek sesle...Sormalı ve öncelikle de bilim insanlarının,doktorlarımızın vereceği yanıtı dinlemeliyiz...
AMA DİNLEMİYORUZ...! AMA DİNLEMESİNİ BİLMİYORUZ...! Ülkemizin yaşadığı deprem gerçeği gibi...Bu ülkenin yıllardır 1.derecede deprem kuşağı içersinde yer aldığını ve Türkiye’nin zemin olarak oynak bir zemin üzerinde kurulu olduğunu söyleyen bilim insanlarını hiç mi hiç dinlemedik..!Deprem gerçeğine uygun yapılaşma ve kentleşme konusunda öngördüklerini duymadık bile...Ta ki, oturduğumuz yapılar başımıza yıkılıncaya ; yaşadığımız kentler toplu mezarlık oluncaya kadar...!
Ama,ARTIK, bizlerin cehaleti ve vurdumduymazlığı bebelerimizi ve çocuklarımızı vuruyor ise bilimi dinlemek ve anlamak zorundayız...
Doğal yaşam alanları gün geçtikçe budanan ve yok edilen insan soyunun,beton bloklar arasında sağlıklı bir yaşam sürebilmesi en başta fiziken mümkün değil...
Onun için,hastanelerimiz dolup dolup boşalıyor...
Onun için,solunum yolları rahatsızlıklarında patlama yaşanıyor...
Onun için,bebelerimiz ve çocuklarımız geleceğe sağlıksız bireyler olarak hazırlanıyor...
|
|
|
| |
Köşe Yazıları |
|
|
 |
Kitap Kurdu Necati Diyorki |
ARICAN "REALİTE, özgür kalemlerin adresi olacak" demiş. Sen özgürlüğü görürsün!?
|
|
|
|