Ateşin sönümlendiği
ihanetin geçer akçe olduğu günlerde
ikimiz de dağ ateşiyle yüzlerimizi yumup
ikimiz de bıçak sırtında yürüdük..
Karanlığın cellatlarının saltanatında
65 centin hesabını vermek bize düştü
bize düştü akan onca kanın faturası
güne güneşe hasret
ülkenin onuru sınandı kanlı tezgahlarda
analar oğullarından ayrı düştü
kadınlar kocalarından
bebeler ayrı düştü babalarından
ayrı düştü sevdalar sevdalılarından
kırık bir kol gibi yenin içinde
beden sahibini aradı
ayrı düştü kimlikler
Her gün batımında
insanlar korku ile çekilirken evine
karanlığın cellatları sokaklarda iz sürdü
bir bir basıldı varoşlarda kondular
cemselerle sorgusuz taşındı insanlar
Gün güne hasretken
'görülmüştür'damgalı mektuplarla
bir kelam olsun dostlara
tütün tadı gülüş haram oldu bizlere
kimi künyesini yitirdi kimi aklını
kimi sakat kaldı sorguda
kimi onurunu kimi canını
kimi bekaretini bıraktı cellada
Tolstoy'un 'savaş ve barış'ı masada
ardında insanlar sunulurken medyaya
bilemezlerdi resimlerinin altına düşülecek oyunu
63 günlük çile ile donanmış hücre
saray yavrusu gibi geldi Şirinyer'de
O' üst hücreyi
ben,alt hücreyi paylaştım..
her gün doğumu gün batımında
içtimaya çıkartır gibi tutsakları
sıra sıra dizip Mehmet karşısında
sopadan geçirdiklerinde
tutukevinde ilk direniş başladı..
iki buçuk ay sonra
ilk havalandırmaya çıkartılışımızda
solgun ve yıpranmış bedenlerimizle
duvar dibinde volta durup
nicedir unuttuğumuz 'ben'i paylaştık
O'nun türkü söylediğine
dışarda hiç tanık olmayan ben
o çocuksu sesiyle türkü söylerken
gülmeden edemezdim..
O' 85 yılında çıktı dışarıya
ben,89 yılı sonunda
ihanetin adının 'akıllandım' olduğu günlerde
ateşin ve ihanetin çemberinden
'akıllılıkları'yla kurtulanların
liboşlaşmalarının öyküsünü dinledim ondan
Osman'a iş yok!
Osmanlar'a iş yok!
biz,bir avuç gökyüzünde
koca bir evrenin güzelliğine direnirken
bu arabesk liboşlar
yarınlarımızı çaldılar bizim..
yaşam yol ayrımlarıyla dolu
insan dediğin
hele bir de süzülüp gelmişse yıllardan
doğru yapabilmeli tercihini
sen kuşatılmışlığına tutsak düştün
hüzünlüydü gözlerin
hasta yatağında
bir devin hasta olması
ancak cüceleri sevindirir
ve o cüceler ki
her 'ahh'çekişlerinde
sinsi bir sevinçle ellerini ovuşturup
senin beklenen ölümünde
bir geleneğin bitişini muştulamak için
kapında Azrail gibi bekleşiyorlardı..
Mustafa ile söyleştik ardından
Lümpen Mehmet hemen ardından ölüme koşacak gibi
göğüslerimizde acılı bir yumruk
sök sökebilirsen
bugün bedenini toprağa vereceğiz
sabah anonsunu dinlerken
zavallı yüreğim bedenime sığmadı
kapıdağ'ın karlı doruklarıyla söyleşip
seni anlattım uçan kuşlara
bir çocuk tabutunu andırır naaşının başında
saygıyla bekleşen insanlarımızı gördüm..
usul usul yaklaştılar
ve üzerlerinde iş elbiseleri
yüzlerinde birkaç günlük sakal
kimi Etibank'tan
kimi limandan
kimi demiryolundan
nasırlı elleri
sevecenlikle kavrayıverdi bedenini
ve aşıp insan selini
binlerce yıllık hasretlerini giderircesine
terli ve yağlı bedenlerine bastılar..
ve sen
büyük bir açlıkla
annenin kokusunu almışçasına
sindin gövdelerine...
tek sözcük döküldü dudaklarımdan
bu kavgada ne de büyük pay düştü
bizim kuşağımıza..