Yakomoz tutmuş denizlerde
izini sürdüm sessizce...
Değil seni yakalamak
gümişi renginde seviştik delice...
Hani,Kapıdağ'da güne küskün
güne hüznün ile veda ederken
gece ile buluşmanın hazzıyla
mendirekten mendireğe vurdum kendimi
Dönüp de yüzümü koca kente
Bir kaldırım yosması gibi
Sahte davetini red ettiğimde
Martılarla paylaştım kederimi...
Dünyalar yıktım
dünyalar kurdum gölgende...
Livatya'da Marmara ile sabahlayıp
kumsalımda yitmiş dostlarımı aradım...
Yolunu yitirmişlerin türküsünü söylerdi liman
koca kent çıtır çıtır
kıyıya vurmuş kola kutusu, prezarvatif
kaya balıklarının tanıklığına kaldı yaşam...
Hani kurbağa gibi şişinip
bir aslan gibi kükremek kabil olsa
iliklerine kadar korkutup
öcünü alıp,ağıtlar yakacağım...
Çocukların gözlerinde
sevgililerin dilinde aranmak
Hani,tutkulu özlem yüklü bir sözcük
bir şarkı hicaz makamında
Dalgalara vurmak bedenini
balıklarla söyleşmek
yosunlara örtünüp
çapalarla çekişmek...
yolunu yitirmişlerin türküsünü söylerdi liman
koca kent çıtır çıtır
kıyıya vurmuş kola kutusu,prezervatif
kaya balıklarının tanıklığına kaldı yaşam...
Gün güne kavuştu canım
gece sabaha kavuşmadıseninle
Demirlitaş'da
Martı Kayasının öksüzlüğü çöktü Marmara'ya
biliyorum,
camın ardında buğulu yüzün...
Hani bir kuş kanadı
balık sırtı pul pul
bir yunusun acılı çığlığı
ümidin oldu artık
sokak lambalarının puştluğu üstünde
ürkek mi ürkeksin caddelerde
her an bir kapının açılıp
içeri kabulünü beklersin...
Palamut kokmuyor artık bu kent
sinek şarabı nostalji
evinde bir yabancı gibi
volta durursun tesbihle
yolunu yitirmişlerin türküsünü söylerdi liman
koca kent çıtır çıtır
kıyıya vurmuş kola kutusu,prezarvatif
kaya balıklarının tanıklığına kaldı yaşam...
2000/Aralık